Mahmut Mumci

Priştine | Date: 8 Aralik 2018 | Duration: 77 dakika

O Divan yoluna bakan kısmi hanın, orda varimiştır fıçıci. Fıçı yapan bi usta, hatta bizım bi okul arkadaşımız İbrahim varidi, Kataroz derdık onların dükkani orda imiştır. Onlara komşi  varimiştır bi kebaçılar orda. Esçi çarşida bu ipçiler sokagına başlanırken orda varimiştır bi Sinagoga, yani çarşida sadece Priştinelilerden, Türklerden hem Arnavutlardan başka Yahudilerın da dükkanleri varimiştır. O zaman benim hatırladığıma kadar ben kendım bilim bi iki yorganci dükkani, bi saatçi dükkani, iki tane terzi da bilim, Kara Kuşeviç, Naşko Yahudi saatçi imiştır. Pırliçeviçlerden onlar da Yahudi asıllı bi aile onlar terzi imiştır. O çarşida yetışen bunlar, var olanlar yani eski esnaf.

E o Sinagok tam nerdeymiş?

E şimdi o Sinagok, bugünki meclis var, meclisın arka girişi nedır, ya da en büyük girişi orda, tam onun karşisında imiştır. O Sinagoga şey olmadi yani, o kısım yıkıldıktan sonra Sinagogayi başka yere taşıdilar. Hem gün bu gün daha durur o Sinagoga yeri değiştirilmiş, Eminciklerin evi olan yer, Etnoloji Müzesi bu gün, o müzenın ününde o Sinagoga taşınıldi oraya, orda duri da.

E bu Yahudi aileleri gari herhalde citmişlar burdan?

Yahudi aileleri hem duyumlarıma göre İkinci Dünya Savaşından sonra burda var, savaşi burda geçirenler çok aileler varimiş, Yahudilar. O da eski yerliler tarafından gizlenmiş, korunulmiş. Bazileri da Alman istilacilar tarafından toplanıp, kamplara göderilmiş. Üle e sonra 1947 yılında sanımca Israil devleti kurulduktan sonra yavaş yavaş gitmeye başlamişlar. Ben hatırlarım varimiştır Tavuk bahçenın üstünde Yahudi mezarlıgi derdık bi yer. Mahalleden bize pek uzak olmadığından dolayı sık sık giderdık oraya. Varimiştır bi belkide sayısıni tam bilmeym ama muhakkak 10 – 12 büyük mezar lahey [lahit] gibi. Giderdık onun üstünde {gülümsüyor} güneşlenırdık, soyunurduk yatırdık o şeylerın, taşların üstünde. Hem Yahudi işareti olan hem yazi İbranice yazılmiş yazilar varidi ama şimdi artık bilmem duri mi onlar orda durmay mi. Bi ara duymiş idim ki bi üç – dört tane mezar kalmiş hem orasini büle {elleriyle anlatıor} koruma altına almişlar ama görmedım.


Ebru Süleyman (Görüşmeci), Donjeta Berisha (Kamera)

Mahmut Mumcu 10 Eylül 1947 tarihinde Priştine’de dünyaya geldi. Tüccar bir aileden gelmesine rağmen, mesleğine o yönden devam etmeyip, Belgrad ve Priştine Üniversitelerinde Tıp okudu. Başlangıçta Priştine Üniversitesi’nde Histoloji dersinde  Öğretim Asistanlığı yaptı, sonrasında ise Zagreb’de Göğüs Hastalıkları konusunda uzmanlığını tamamladıktan sonra, hayatı boyunca göğüs hastalıkları uzmanı olarak çalıştı. Bugünlerde, Mahmut Bey emekli olup, ailesi ile birlikte Priştine’de yaşıyor.

Mahmut Mumci

Birınci Bölüm

Ebru Süleyman:
Hoş coldunuz.

Mahmut Mumci: Hoş bulduk, teşekkür ederım. Benim anladığım kadar, benimle ilgili sözlü cürüşme yapmak niyetınız var. Benimle ilgili bilgileri size sunmak istiyorum başta. Ben, resmi adım aslında benim iki adım var, hem Mahmut hem İdris. Bunun böyle oluşunun sebebi doğuma bagli, dogdugum zamanda, benden önce bi kardaşım İdris abi varimiş, ülmiş, onun için sonra tekrarlanmasın ayni ad Mahmut Idris adımi koymişlar ama tam o sebebpten ütüri madem bi kardaşım ülmiş beni adımın, banım adımın ilç kısmına kullanmaya başlamişlar, sadece Mahmut geçerli imiş. Sizi pek çok yormayam isimlerle, bu isım meselesının büle olduguni ben ancak ilk okuli bitırdıkten sonra anladım.

 

Liseye yazılmak içın lazım idi doğum kağıdi çikarmak, belediyede, kayıtlarda hiç bi yerde Mahmut bulunmadi ama şansıma benım o zamanki o nüfus memuri bizım bi komşi idi Şeraffettin Salih. O bı vakıt dur be dur dedi yavaş sen dilsın dedi İdris, İdris dedi ülmiştır. Şimdi dedi ben seni, dilsın sen Mahmut ben şimdi seni bulurum cirdi kayıtlara hem orda buldi sensın İdris, tam tarihını bilidi, üle halletık o meseleyi. Tam liseye yazılırçez ben da anladım çi Mahmut dilimişım İdris imişım. Bu işi düzelttık ama yaşamamda, hayatımda devamlı içi adle karşi karşiya kaldım. Bütün yakınlarım arkadaşlarım, akrebalarım beni Mahmut gibi bili ama resmi ilişkilerde her yerde adım İdris gibi geçey.

Ebru Süleyman: Bu hatırlati size ailenızı.

Mahmut Mumci: E şindi doğru. Ben ilgilendım sonra, niçın büle olmiş az önce anlattığım gibi, o sebeplerden ötüri. İdris, sadece İdris kaydı olmasının nedeni da amcam kayıt yaparçe, kendi babasının yani banım dedemın adıni tazelemek niyetiyle İdris kayıt yapmiş a Mahmud’i hiç yazdırmamiş. Neyse bu olay 10 Eylül 1947’de olagelmiş çünkü odur benim doğum günüm, doğum tarihim.

Ben burda Priştine’de bi esnaf ailesınde dogmişım. Babam, dedem, bunlardan daha önceki aile fertleri da ya ticaretle ya da zanaatle ugraşmişlar. Benim babam hem zanaatle hem da toprakle ugraşmiş. Tarlalarımız varimiş, hayvanlarımız varimiş. O eski tarz hayati taa 1968 yılına kadar sürmiş. O zaman sonra Priştine’de hayvanların evlerde tutulmasına bi yasak karari çikmiş, üleyse uzaklaştırmişlar. Sadece dükkande, saraç dükkanınde rıskıni kazanmaya devam etmiş hem çocuklarıni büyütürmiş.

Ebru Süleyman: Demek saraç imiş zanaati?

Mahmut Mumci: Babam saraç imiş. Esasen Priştine’de ben da hatırlaym çocuklugumda, Priştine çok tanılık bi esnaf, zanaatlilar merkeziymiş. Bazi eski verilere cüre deylar çi bi vakıt 250 düçan varimiş esnaftan ama benım yaşadıgım dönemde, çarşida en fazla bulunan zanaatlilar imiştır; saraçlar, kundracilar, terziler. Bu zanaatliların önde gelenleri saraçlarda imiş bizım aile, Mumcilar. Ayakkabicilarda, kundracilarda ise imiştır Strajalar en az dörder beşer dükkan varimiş bu zanaattan.

Ebru Süleyman: E diverebilır misınız o insalar içın şimdi ne bilmezlar saraç ne demek? Nedır bu zanaat?

Mahmut Mumci: E şimdi bu saraç zanaadi, doğrudan doğruya hayvanların koşulariyle ugraşan bi zanaattır. Yani hayvanlari arabaya koşmak içın gereken ekipmanları {gülümsüyor} bu günkü deyimle yapan ve satan ustalar imiş saraçlar. Onlar deri kullanimiş işlerınde. Halka dedıkleri boyundurak {eliyle gösteriyor} yerine yapaymişar, ata binmek içın, eyer o zamanlarda kaltak denılidi. Başlıklar, dizginler bütün ne gerekırse hepsi varimiştır. Hatta benda çocuklugumun büyük bi kısmıni babamın yanında çırak gibi ceçırmişım. Büyük bi kısmıni dil da üniversitenın üçünci yılına kadar babama dükkande yardım etmişım.

E üçünci yıla varınca o zaman banım yolum belli oldu. Yarisından fazla fakultedın dersleri bitti. Oldukça da iyi bir, başarılı ügrenciydım. Onun içın mecbur oldum ayrılam dükkandan. Sadece üniversite devam ettım. Üniversitede başarılı bi ügrenci olduğumdan dolayı, üniversite bursi kazanmiş idım. Ayni zamanda Doku bilimi dersınde da yardımcı asistanlık yapıyordum. Öyle ki şansım iyi gitti, fakültenın son dönemınde hiçbir maddi zorluk çekmemiş idım. Biraz o dönemlerde saraçlık zanaadi da vazgeçilmeye başlanılmiş idi. Çünkü kalkti Priştine’den arabalar, beycirler, diğer hayvanlar ne varidi onun içın saraçın yaptıklari da gerekli dil idi pek o kadar.

Ebru Süleyman: Dedenızi hatırlay misınız? İdris dedenızi.

Mahmut Mumci: Eh şimdi aile şeceresıne {gülümsüyor} gelınce ben dedemi hatırlamaym ama isim olarak hem ilgilendıgımden dolayi ailemizın ben yedınci kuşak, erışebildıgım bilgilere cüre burda Priştine’de yedınci kuşagın temsilcisiyım. Benden sonra da banım çocuklarım var yani sekiz kuşak bi tarihımız var burda Priştine’de.

Net olarak, nerden buraya colmişlar tam bilgi yok. Çeşitli rivayetler var ama sekiz kuşak burda Priştine’de.

Ebru Süleyman: Demek sekiz kuşak Priştine’li?

Mahmut Mumci: Evet. Şimdi benım babam Mehmet, Mehmet’ın babasi İdris, yani benım resmi adım olan. İdris’ın babasi da Mehmet, Mehmet’ın babasi da Aguş imiş. Aguş’tan sonra da, da bi Ahmet var. Üle sıralama yapılınca, ben yedınci kuşakyım.

Ebru Süleyman: Annenız?

Mahmut Mumci: Annem, o da bi eski Priştine ailesınden. Esasen annemın ailesi karışık bi ailedendır. Annemın babasi, Yakova asılli… nerde kaldık? Annemın dedığım gibi baba tarafi Yakova asıllı, anne tarafi ise Prizren’den. Bercüzan hanım, gelin olarak Priştine’ye gelmiş 1907 yılında.

Ebru Süleyman: 1907’de?

Mahmut Mumci: 1907’de. Onlar zaten bu Üsküp’ten annemın ailesi. Babasi Sadik, dedesi Hayrullah. Onlar da 1904’ünde mi beşınde mi Üsküp’ten buraya yerleşmişlar, Priştine’ye.

Ebru Süleyman: Siz 1947’de dogmişınız, demek 1950’lerde çocukluk dönemınızi Priştine’de ceçırdınız. Hatırlay misınız birazçik o dönemi? Mahalleleri?

Mahmut Mumci: Hatırlamaz miyım? Hatırlamaz miyım? Bizım ev Priştine’nın eski mahallelerınden Yeni Meytepler Mahallesi da denılırdi çünkü eski ilk okul Vuk Karadžić’ın etrafında bulunan bi sokak idi. Hatta o sokaga Kanlilar Mahallesi da denılırdi. Hem tam o Kanlilar ailesının oturdugi evın ününde büyük bi boşuk varimiştır.

Ebru Süleyman: Hanci ev imiş o Kanlilar ailesının?

Mahmut Mumci: Bize karşi, Suna’nın altında orda. Orda büyük bi boşluk varimiştır Narka adi geçerdi. Bitevi mahallenın çocuklari orda toplanırdık. Bütün sokakta yabanci hemde hiç yogimiştır. Hepsi Priştine’li, Türk asıllı. Sadece iki tane bi Karadağ’lı bi Sırp ailesi varimiştır. Bücün cibi hatırlaym, bizım sokaga meyteplerden sonra girıldıkten sonra sag taraftan yukari dogri en peşin varimiştır Abdurahman ve onun kardaşi iki ayakkabici ustalari imiştır. Sonra 50’li senelerde, 56 – 57’lerde Türkiye’ye göç ettiler. Onların komşilari imiştır Kemal Şaban, Meto Bayraktar okulun son müdürlerınden. Türk okulu son müdürlerınden… Kemal Şaban’ın varidi da iki kardaşi. Naim, şaiirimiz öldü, şaiirimiz, çocuk şaiirimiz. Bide Ahmet kardaşi varidi.

Onlardan sonra Yanova’dan gelen orda yerleşen bi aile varidi, Bikliçler, Hasim aco. Onların üstünde varidi Cüzade ince. Cüzade ince o yanlız bi erken dul kalan bi kadın idi, onun iki kızi varidi, Hatice ve Hamdiye. Ki bunlardan şimdi çoğu sag değil, öldilar. Sadece bu Cüzade hanımın bi kızi Hamdiye var Priştine’de ama mahallede o evde dil. Onların üstünde varidi Şemsi abey, Şükriye ablayle beraber yaşardi. Onların çocuklari imiştır Faruk, Celal hem Süvey. Süvey eczacı olmiş idi, rahmetli oldi o da. Celal hem Faruk onlar daha Priştine’dedır ama mahallede dillar başka yere taşındilar orda. Ondan sonra imiştır Şemsi abeyın amcasi Ahmet efendi. Ahmet efendinın var imiştır dört tane ogli, çocugi. Birisi savaşta ülmiş, hatta halk kahramani…

Ebru Süleyman: Hanci savaşta?

Mahmut Mumci: İkinci dünya savaşında, partizan gibi savaşırken 1943 yılında katledilmiş, Zeynel. Onun diğer kardaşlari Kemal, dogramaci imiştır. Daha bi kardaşi Bedri o da dogramaci imiştır hem Şerafetdin. Şerafetdin da başta andıgım belediyedeki nüfus müdürü. Evet, adımın ip ucunu bulan kişi. Bizim üstümüzde Faik aco varimiştır. O da ayakkabici imiştır, o da Türkiye’ye göç etti. Onlardan sonra Maçkaların evi gelirdi. Maçkaların varimiştır Cemile hanım hem Vezire hanım. Bunların ikisi, bi kızkardaş alt katta bi kızkardaş üst katta eski büyük evleri varimiştır. Türk gibi Osmanlı evlerınden.

Ebru Süleyman: O vakıt bütün mahalle üle mi imiş? Esçi evler?

Mahmut Mumci: Üle Üle hepsi.

Ebru Süleyman: Şimdi nedır Elena Gjika’nın yanında…

Mahmut Mumci: O Kocadişlerın evi.

Ebru Süleyman: O Kocadişlerın evi ona benzeydilar demek?

Mahmut Mumci: Biraz da küçük, o kadar büyük dil ama ona benzeyen evler varidi. Zaten şimdi bizım bütün o sokakta eskiden kalma sadece iki tane ev kaldi. Bitane Cüzade incenın evi, onun unukasi [torunu] Pleorat oturi orda. Bi de sokagın sonunda köşede Şaçir’ın, rahmetli Şaçir Toygar’ın evi, onun anasi Çamile hanım varidi. Bide Şaçir bi ogli, Şaçir’ın şimdi daha hanımi hem çocuklari orda yaşay. Emel, Abdülrahman, Ercan onlar daha gün bu gün orda yaşay.

Bunlar sokagın bi tarafi sag tarafi. Karşi tarafta yine yukardan aşari gelırsek en başta imiştır Tanıklar’dan bi aile. İki kardaş imiştır onlar da, Usta Halit hem kardaşi onlar da ayakkabici imiştır. Kundraci dükkanleri varimiştır. Onların altında Zaim’lar varimiştır. Onlar daha ordadırlar, orda kalırlar ama eski evleri çok büyük bahçeleri varidi hem çok interesant bi evleri varidi ama maalesef yıktilar, yeni yaptilar. Orda varimiştır Feta aco hem Ferat.

Ebru Süleyman: E neydi interesant o ev içın, arkitekturasi mi?

Mahmut Mumci: Arkitektur açısından bilhassa o evın ben hatırlaym ufak içe ciderdık eve bazan orda, sonra çok enteresant işlemeli tavanlari varimiştır ama ne yazık citti, citti… Onların altında varimiştır Hayrullah efendi. O imiştır din adami, hafuz, Hafız Hayrullah. Çok durgun, sakin bir zat idi. Onun da var idi iki çocugi, İsmail ve İbrahim. İkisi da rahmetli oldi. Bi toruni var Vedat, ev onların daha ama şu an orda yaşamaylar Türkiye’de yaşaylar. Gidip geliyordular şimdiye kadar ama son bi kaç senedir hiç uğramaylar Türkiye’den.

Ebru Süleyman: Çocuklugunuzi bu mahallede ceçırdınız?

Mahmut Mumci: Bu mahallede. Bisüri arkadaşlarım varimiştır orda. Nice başlarsın aşardan biçeret Yanovaliların varidi Atıf, Edip, Erdem, Mazhar, İsak. Bunlar hepsi bi evden. Sonra onlardan daha yokari sokagımızda Arnavut asıllı olan bi aile varidi Vrshevc. Skender Vrshevci, ki onlar daha ayni o evdedır ama onlar da çok erçen taşınmiş oraya öyle ki aramızda her zaman yanlız Türkçe konuşurduk. Gün bu gün da {gülümsüyor} aynı Türkçe çünkü zaten şimdi o sokakta sadece Skender hem biz varız eskilerden. Bi de Skender’ın bi komşilari Nozalar’dan var {anlasilmay} Aliş aconun toruni.

Daha yukarda şte, o Kanliların arka dedıgım mahallede, boşlukta iki aile varimiştır. Binçeler, bi kısmi o evın, Binçeler daha orda barıni, orda yaşay. Kemal, Ümran hem İskeder. Bide daha bi kızkardaşlari var Masume hem Suzan onlar Danimarka’da şu an orda yaşaylar. Kemal banım sınıf arkadaşim imiştır okulda. Şte büle…  O Yanovalilardan biraz önce saydıgım onlar hepsi Türkiye’ye gitti. Onlar varimiştır Hakki aco, dedeleri Mazhar’ın, o banım boydaşım idi ve sınıf arkadaşım.

Ebru Süleyman: Hanci sene citmişlar onlar?

Mahmut Mumci: Onlar 1956’sında. Zaten göç 55 yılında başlamiş idi daha 55 yılında Türkiye’ye göç etmeler başlamiş idi. 55 – 56 – 57 bu üç yıl en fazla en yoğun olan seneler. Çok interesanttır banım ilk okuldan 1. Sınıftan bi fotografım vardı. O fotografta bi 40 öğrenci kadar var. Bu 40 öğrenciden sadece on ikisi burda kalmiş Priştine’de, diğerleri hepsi Türkiye’ye göç etmiş.

Ebru Süleyman: Siz hanci sene başladınız okula?

Mahmut Mumci: Ben okula 1954 yılında başladım.

Ebru Süleyman: Demek 54 yılında sınıfta 40 öğrenci varidi.

Mahmut Mumci: 40 kusur öğrenci varidi. Evet. 1. Sınıf 54 – 55, 54’te 40 kusur kişi idik sınıfta, 42 ama 55’te göç gitti öyle ki 2. Sınıfta belki de yariya düşti o sayı. Tam bilmeym ama çokluguni hatırlaym daha, bilim burda olanlari. İlk okula yazıldım Meto Bayraktar, yeni okul açılmiş idi. Hem orda 40 dil da daha fazla öğrenci sayısi varidi. İlk öğretmenım idi İsmail Siçan ya da Aksoy, iki soyadlari varidi ama Siçanlar ailesınden olan bi insan idi. Sonra bir gün geldi bi öğretmen yaptilar bi liste kim nerde oturi. O listeye göre yari sınıfi boşalttilar bizi taşıdilar Vuk Karadžić’a o zaman.

Ebru Süleyman: Demek ilk Meto Bayraktar’da başladınız sonra Vuk Karadžić’a.

Mahmut Mumci: Evet, orda devam ettim 1. Sınıfi orda bitırmişım. İkinci sınıfi için bi sınıf açmişidilar Gimaziyelerde, bu günki lise, Sami Frasheri lisesi. O zaman da Miladim Popoviç idi. İlk okul öğrencisi, içınci sınıfi orda bitırdık. Öğretmenimiz da o sene iki öğretmenimiz vardı. Naim Şaban bir, sonra o askere gitti onun yanına Behice hanım gelmişti. Sonra üçünci seneye yine okulumuzi değıştırdilar, bütün sınıfi eski Teknik okulu, Lovac dedıgımız bi yer var onun karşisında İnternatta orda. O da bu gün Belediye arşiv binasi. O da Osmanlı’dan kalma bi bina.

Ebru Süleyman: Teknik okulu nedır şimdiçi o beyaz binanın yanındaçi arşiv binasında mi?

Mahmut Mumci: Evet evet, o eski, arşiv binasında orda. Orda o zaman okulun adi Miladim Popoviç idi. Üle ki orda 3. hem 4. Ilk okuli orda okudum. Ordaki öğretmenımız idi Müberrah. Müberrah hoca, öğretmen idi şeyden Mitrovica asılliydi ama kocasi bi siyasetçi adami idi, görevli olarak Priştine’ye taşınmiş idilar sonra bizim ügetmenımız idi. Ondan sonra Meto Bayraktar’da beş, alti, yedi, sekiz ondan sonra lise. Liseden sonra üniversite.

Ebru Süleyman: E bu 55 yılında ne başladi göçler, 55 – 56 yılında ne daha fazla cittilar, niçin en fazla insanlar cideydilar burdan?

Mahmut Mumci: Valla biz o zamanlarda oldukça küçük oldugumuzdan dolayı tam nedenlerıni anlayamaydık neden. Herhalde biraz tahmin edeydık o citti, bu da cidey ama sonraki gelişmelere göre sonraki bilincin oluşmasına dayalı doğrudan doğruya yapılan baskı. Çok iyi bilinen ve çoklugunun hayatını karartan bi olay vardı o zaman. Güya silah saklıyan aileler varimiş ve onların bireylerınde zorla silah toplama girişimleri yapaydilar. Burda çok eziyetler çeken halkımızdı. Dayakle da, parayle da bütün bu baskılardan dolayı mecbur olmişlar. E niye Türkiye soraylar. Bir, başka kimse kabul etmemiş, çünkü o zaman sadece Türkler göçe kalkmamiş, aralarında Türkiye’ye gidenlerın aralarında Arnavut ailelerden da var, Türkiye kabul etmiş. Burda şimdiki bazi bilgilere, bilinen bilgilere göre Yugoslavya, o zamanki Yugoslavya ve Türkiye arasında güya bi anlaşma imzalanmiş ve bu imzalan anlaşmaya dayalı izin verılmiş. O da bi hem göç etmek hem bütün varlıklarını satıp yada bragıp öyle çırıl çıplak adeta bir şekilde taşınmaya mecbur kalmişlardır.

Ebru Süleyman: Zaten bu ailelerın çogunlugunun varimiş herhalde tarlarari şeyleri onlar hepsi devletleştırılmiş.

Mahmut Mumci: Evet, hepsi kanunlaştırılmiş sözde ama bu da bi çeşit baskı. Yaşam tarzlarına müdahale edilmiş, zorla diyelım eskiden kalma adet olan ferece kaldırılmiş. Okullarda dine karşı baskı yapılmiş o zaman var olan Camilerın yarisiından fazlasi kapalı mağzalar, bilmemneye dönüştürülmiş ki insanlari kendi dinınden uzaklaştırma niyetiyle falan.

Ebru Süleyman: E o vakıt 50’lerın başında insanlar nasıl ciyınidi insanlar? Ferece mi takaydilar?

Mahmut Mumci: Valla, banım hatırladığıma kadar, 51 – 52 yılına kadar Priştine bayanlari fereceyle cezerdi. Aralarında nadir olsa da açık olanlar varidi ama yerli eski halk oturan onlar genelde fereceyle gezerdi. O zaman sonra 51- 52’de zorla kaldırıldı, yasaklandı ferece. Ferece kalkti sadece kim isterse başını örtebiliyordu. Bu sadece sonra yavaş yavaş bakarken, okullardaki durumu incelerken o zaman anlayamadığımız bazi baskılari görüyoruz. Örneğin diğer dersler arasında mecburi ders olan Sırpça vardı. Haftada hemen deye her gün. En az üç ders vardı. Hatta zayıf Sırpçe dilınden, zayıfi olanların, zayif noti olanların sınıfi kaybetme mecburiyeti vardı, seneyi kaybetme mecburiyeti vardı. Sırpçeyi iyi bilmediğinden dolayı.

Ebru Süleyman: Demek derslerın çoğunlugi Türkçeydi hem Sırpçe demek dil cibi ekstra.

Mahmut Mumci: Şimdi ilk okulda, sınıf öğretmenliği döneminde sadece bi Sırpçe ders varidi. Diğerleri Türkçe olidi. Tek öğretmen olduğundan dolayı, tek öğretmenli ama ilk okula gidince sözde kadro yokluğundan dolayı bi sürü dersleri Sırpçe okumak mecburiyetınde idık. Mesela kimya, fizika, resim, o zaman güzel yazı diye bi ders vardı, o dersi da Sırp öğretmenleri bize verırdi.

Ebru Süleyman: E mahallede sabi içez herhangi bi çikardıgınız oynardınız herhalde. Bunlari hatırlay misınız?

Mahmut Mumci: Tabi, çocuk olacaksın da sokakta oynamayacaksın {gülümsüyor} öyle bişey olmaz, tabi oynardık mahallede, çocuklarle, aramızda çeşitli oyunlar. Oynardık saklambaç {gülümsüyor}, oynardık sırçalilarle fanta yada bazen sırçalilar yerıne kozlarle [ceviz] da oynardık. Sonra beş taş bi oyın varimiştır… alti taş varimiştır, bi kuyu açılırdı, belli bi uzaklıktan taşları hepsıni kuyiya isabet eden oyini kazanırdi. Ondan sonra derecik bi oyin varimiştır, oni oynardık. Özel olarak Ramazan ve Bayram içın karpit patlatırırdık. Bu da o narkanın ortasında bi ufacik kuyucuk açılırdı. Onun içıne bi metal kutu, konzerve kutusu yerleştirilirdi, karpit koyulurdu sonra onu ateşlerdik, gürültü yapardı…

Ebru Süleyman: E o karpit nedır?

Mahmut Mumci: Karpit barut, ham barut yani işlenmemiş barut gibi. Üle derdık karpit patlatma. E o zamanlarda sık sık mahalle çocuklari toplanıp etrafi gezerdık. Giderdık tavuk bahçeye, Gırmi’ya. Tavuk bahçeden daha önce varimiştır Strlişte derdık orda, ateş alanı. Ordaki bi, biz o zamanki andığımız, hem şey imiştır orasi, teferiç yeri kasabaliların, sık sık oraya çikardilar bayıra, bayır adi denılırdi. Esasen o dönemdeki Priştine’nın dört Teferiç yeri varimiştır, teo bir bayır, ikinci tavuk bahçe, üçünci Gırmi, bide derdınci bu günki dedığımız Dragodan, oraya da Çingene baglıgi denılırdi, oraya da Teferiç için aileler çikardi.

Ebru Süleyman: E napardınız Teferiç içın?

Mahmut Mumci: Şte Teferiç denildi mi, bu günkü modern ismiyle piknıge, piknik hesabi yani. Yemekler hazırlanılırdi, taşınabilecek yemekler, çay, kahve falan içılırdi.

Ebru Süleyman: Çaylar o vakıt semaverlerden mi ?

Mahmut Mumci: Semaverde hem ateş ta yakılırdi, ateş ta yetıştırılırdi. Çay benim hatırladığım kadar hemen her evde içılırdi, en az bi defa günde. Müsafirlar geldi mi bazen sonra içi da gereğine göre ama bir gün muhakkak çay içılırdi. Evet. O bizım mahallede bütün evlerın büyük bahçeleri varimiştır. O bahçelerde çeşit çeşit çicek, çeşit çeşit ağaç yetışırdi. Sonra bunların arasında özel bi yer çüşk diye adlandırılırdi, orda oturulurdi, keyif orda çekilirdi. {gülümsüyor}

Ebru Süleyman: Çüşk bahçede mi?

Mahmut Mumci: Yapılmiş inşa edilmiş tahtadan falan, orda oturulurdi, bahçenın  ortasında ya da bi kenarında falan ama bi ev bahçesız, çiçeksız yok imiştır.

Ebru Süleyman: Demek o zaman çok daha cüzel imiş kasaba esçiden.

Mahmut Mumci: E şimdi şeyapabilirsınız büle, bizım o sokakta meyteplerden sonuna kadar, Rijeka sokagına kadar, orda sekiz bu taratan da on {sayıyor}, 18 ev varimiştır, bu gün citsak sayalım 30’a çikar. Demek hepsının büyük bahçeleri varimiştır, rahat oturulurdi, geniş alanlar. Evler da büyük imiştır, üle küçük ev yokimiştır.

Ebru Süleyman: İlk okuli bitırdınız ondan sonra liseyi?

Mahmut Mumci: İlk okuldan sonra liseye kayıt oldum.

Ebru Süleyman: Liseyi nerde okudunuz?

Mahmut Mumci: Priştine’de.

Ebru Süleyman: Ama hanci lisede?

Mahmut Mumci: Şimdiki daha bu gün Sami Frasheri adıni taşıyan lise, orda okuduk. O zaman Miladin Popoviç idi, sonra değiştırdilar Miladin Popoviç yerıne Ivololar Ibra. E ondan sonra son ismi Sami Frasheri.

Ebru Süleyman: E bütün bu vakıtlarda liseye cideysınız hem babanızın düçanınde işleydınız.

Mahmut Mumci: Evet. Liseyi bitirinceye kadar devamlı babamın yanında çıraklık yapmişım.

Ebru Süleyman: Babanızın düçani nerde idi?

Mahmut Mumci: Eski çarşida.

Ebru Süleyman: Divan yolunda ürtili çarşida?

Mahmut Mumci: Eh ürtili çarişya ben yetışmemişım çünki 46 – 47 yılında yıkılmiş ama var olan bilgilere cüre Çarşi Camisının hemen altında.

Ebru Süleyman: Çarşi Camisının altında imiş?

Mahmut Mumci: Divan yoluna dogri o çikmazda, ordaki o boşluk. Üç tane şey varimiş, üç caddeli {elleriyle anlatıyor} kapali çarşi. O kapali çarşinın bitımınde da varimiş bi şadırvan, şandıvandan sonra yine üç sokak daha kuzeye doğru giden sokaklar ki bunlar hepsi zanaatliların düçanleriymiş orda.

Ebru Süleyman: E bu şadırvan durmay gari herhalde yok gari?

Mahmut Mumci: Yok, yok yok. Bu şadırvan şimdi o meydan heykelın bulundugi meydana o heykele çok yakın bi mesafede imiştır. Bu zanımca şadırvanın kalıntıları 1960 yılına kadar mevcut idi, orda idi. Sonra çevre düzenlemesi yapıldi, çarşi yıkıldi, o eski izler kalkti. O eski çarşinın bölümünde bazi bilgilere göre bi ara Priştine’de 200 kusur zanaatçi dükkani varimiş. Belirli yerlerde belirli zanaatlar icra edılimiş. Mesela varimiş ayri kovaçlar çarşisi, kovaçlar dükkanleri deyelım ya da saraçlar, terziler. Hepsi bunlar kendi branşlarına göre dagılık yerde.

Ebru Süleyman: Nerelerdeymiş bunlar mesela? Terzilerın?

Mahmut Mumci: Terziler… şimdi kapli çarşidan çiktın mi kuzeye dogri giderken birınci sokakta imiş kundraci hem saraçlar. İçınci sokakta bu zanaatlardan başka terziler daha yoğunda varimiş orda a üçünci sokak biraz daha yandan eski uzor dükkani varimiştır, oraya çikan bi sokak. Orasi imiştır ipçiler sokagi, ipçi dükkanleri varimiş orda.

Ebru Süleyman: E sizın babanız düçani nerdeymiş esçi çarşida dedınız?

Mahmut Mumci: Eski çarşida, orda benım çocuklugum çırak gibi geçtiğinden dolayı bi sokak eski çarşi, ismi da öyle geçerdi esçi çarşi onların hep bütün sahiplerıni hatırlarım. Şimdi o…

Ebru Süleyman: E şimdi nerde düşer şimdi o?

Mahmut Mumci: Şimdi o eski çarşidan tek kalan bi yer var Kosova Meclis binasının ve Sosyal Sigortalar Kurumu’nun altındaki orda bi eski sıra dükkanler var. Şimdi birınci dükkan kuyumci, ondan sonraki dükkan bi avukat galiba, sonra var orda bi kahve şimdi bu Bölükbaşların Barış galiba tutay o kahveyi. Ondan sonra eski haliyle olan tek bi dükkan var kundraci, o da Strajalara ait olan bi dükkandır. Son sahibi İrfan rahmetli oldi şimdi kiralık olarak devam edi başka birisi o işi.

Ebru Süleyman: Demek o esçi çarşidan ne kalmiş bi tek o…

Mahmut Mumci: Esçi çarşidan sadece tek o düçan duri orada. E bubi taraftan devam o Divan yolunun başlangıcından aşari yukari, orda da dükkanların çoklugi duri orda ama sahipleri işlenılen zanaat değişik. Bu düçanların karşisında varimiştır bi Han, Bitli Hani derdilar. Bitli sokagi yanında çeşme da varimiştır bitli çeşmesi. Çarşinın büyük bi kısmi ordan su alırdi. Ya ordan ya da Çarşi Camisının yanındaki şadırvandan. Eskiden kalma o şadırvan daha duri.

Ebru Süleyman: Hatırlay misınız o Hani?

Mahmut Mumci: Hatırlaym, hatırlaym. O Han 1956 yılında yıkıldi. Onun yerine da yaptilar şimdiki o ProCredit bankanın binasi nedir orda.

Ebru Süleyman: Se buni divermiş idi bana dedem, onun babasının imiş o Han, orda işleymiş.

Mahmut Mumci: Olabilir ama ben Han gibi hatırlaym, hatta bilim varimiştır o şey Bitli sokagına girmezden bi giriş Han’a {elleriyle anlatıyor} kapilarle hem büle bi kemerle imiştır o giriş ordan, ordan içeriye cirırdi e içerde boşluk varimiştır arabalarle colurdilar pazar cünleri şeyleri. E sonra içi katli imiştır, üst katında varimiştır ordalar, ne alırdi otururdi insanlar, yatırdi kalkardi orda. Altında da magazalar, depolar cibi kullanılan yer.

O Divan yoluna bakan kısmi hanın, orda varimiştır fıçıci. Fıçı yapan bi usta, hatta bizım bi okul arkadaşımız İbrahim varidi, Kataroz derdık onların dükkani orda imiştır. Onlara komşi  varimiştır bi kebaçılar orda. Esçi çarşida bu ipçiler sokagına başlanırken orda varimiştır bi Sinagoga, yani çarşida sadece Priştinelilerden, Türklerden hem Arnavutlardan başka Yahudilerın da dükkanleri varimiştır. O zaman benim hatırladığıma kadar ben kendım bilim bi iki yorganci dükkani, bi saatçi dükkani, iki tane terzi da bilim, Kara Kuşeviç, Naşko Yahudi saatçi imiştır. Pırliçeviçlerden onlar da Yahudi asıllı bi aile onlar terzi imiştır. O çarşida yetışen bunlar, var olanlar yani eski esnaf.

Ebru Süleyman: E o Sinagok tam nerdeymiş?

Mahmut Mumci: E şimdi o Sinagok, bugünki meclis var, meclisın arka girişi nedır, ya da en büyük girişi orda, tam onun karşisında imiştır. O Sinagoga şey olmadi yani, o kısım yıkıldıktan sonra Sinagogayi başka yere taşıdilar. Hem gün bu gün daha durur o Sinagoga yeri değiştirilmiş, Eminciklerin evi olan yer, Etnoloji Müzesi bu gün, o müzenın ününde o Sinagoga taşınıldi oraya, orda duri da.

Ebru Süleyman: E bu Yahudi aileleri gari herhalde citmişlar burdan?

Mahmut Mumci: Yahudi aileleri hem duyumlarıma göre İkinci Dünya Savaşından sonra burda var, savaşi burda geçirenler çok aileler varimiş, Yahudilar. O da eski yerliler tarafından gizlenmiş, korunulmiş. Bazileri da Alman istilacilar tarafından toplanıp, kamplara göderilmiş. Üle e sonra 1947 yılında sanımca Israil devleti kurulduktan sonra yavaş yavaş gitmeye başlamişlar. Ben hatırlarım varimiştır Tavuk bahçenın üstünde Yahudi mezarlıgi derdık bi yer. Mahalleden bize pek uzak olmadığından dolayı sık sık giderdık oraya. Varimiştır bi belkide sayısıni tam bilmeym ama muhakkak 10 – 12 büyük mezar lahey [lahit] gibi. Giderdık onun üstünde {gülümsüyor} güneşlenırdık, soyunurduk yatırdık o şeylerın, taşların üstünde. Hem Yahudi işareti olan hem yazi İbranice yazılmiş yazilar varidi ama şimdi artık bilmem duri mi onlar orda durmay mi. Bi ara duymiş idim ki bi üç – dört tane mezar kalmiş hem orasini büle {elleriyle anlatıor} koruma altına almişlar ama görmedım.

Ebru Süleyman: Şimdiçi nedır bu bokserler kulubi ne deylar o neymiş peşinden?

Mahmut Mumci: Şimdi orasi Sırbiya dönemınde, Sırp – Hırvat Krallığı dönemınde yapılan bi bina. Hem orasidır spor merkezi gibi yapılmiş. Orda çeşitli spor oyunlari icra etmek içın bi yer, spor salonu gibi yapılmiş. Ki savaştan sonra da geçlere kadar oranın o Sokolhanenın şeyi sahibi imiştır Priştine boks kulübünün, onlar orda devam ederlerdi alıştırmalarıni. Ki Priştine’nın spor açısından en iyi netice alan spor dalı boks imiştır. Bi zamanlarda ben hatırlaym Yugoslavya’nın defalarca şampiyonu olan Radniçki kulubi imiştır ismi. Orda başarılı boksör olan bi kaç tane kasabali varimiştır. Mehemet Ali Türbedar, İbuş Çolak mesela diğerleri arasında. Bırklaç varimiştır bi tane o ağır siklette, yere sermeyeni yok imiştır, çok başarıli boksör idi.

Ebru Süleyman: İnteresant demek boks Priştine’nın spori imiş.

Mahmut Mumci: Sporda en iyi netice alan Priştine şey imiştır, boks. 50 – 60 – 70’lere kadar sonra 80’lerde bi gerileme dönemi. E 80’li yıllarda sonra güreş kuruldi Priştine’de ilk olarak güreş kulübi kuruldu. Hem güreşte hızlı hızlı büyük ilerlemeler yapıldı, hatta dünya şampiyonu yetıştıren bi klüp oldu Priştine kulübi, güreş kulübi, serbest güreş. Akdeniz şampiyonu varidi. Bu şeyleri bilim çünkü kuruluşundan da kuruluş meclis üyelerınden biriydim ben o zaman. Hatta başkanlık ta bi iki dönem yaptım. Onun içın iyi neticeleri aldık.

Ebru Süleyman: E ugraştınız mi siz da?

Mahmut Mumci: Ben güreşte dil, idareci gibi sadece {gülüyor} aktif olarak dil, güreşçi bi görünümüm yok.

İkinci Kısım

Ebru Süleyman: Ben duydum çi siz okulda çok isla bi öğrenci imişsınız. Ondan sonra da nasıl karar verdınız okuyasınız TIP? Ne zaman karar verdınız büle bişeye?

Mahmut Mumci: Valla, doğrudur iyi öğrenci idım. Severdım okuli, severdım dersleri. Tek bir manam varidi, kusurum varidi, yazim çok kötü imiştır {gülüyor}. E şimdi doktor neden olmama söz konusu iken evde banım bi amcam vardı. Ağır verem hastasi idi, o zamanlarda verem hastalari tam gerekli ilaç bulunmadığından dolayı hem uzun yaşıyordular yavaş yavaş hem ağır yatalak hastalar idi. Onun çektıklerıni hatırlarken, hatırlaym bu gün gibi lisede birınci sınıftayken Türkçe dersınde bi yazili yoklama varidi o zaman derslerde. Türkçeden yazili yoklama dersinde konumuz idi “Ben ne olmak isterım?” orda ilk olarak bu fikrimden, doktorluk geçti onunla ilgili yazım hem bi daha da o düşünceden ayrılmadım, ayrılmadım… Üniversiteyi bitırdıkten sonra 40 yıl Priştine’de doktor gibi çalıştım.

Ebru Süleyman: Üniversiteyi nerde okumiş idınız?

Mahmut Mumci: Ben üniversiteye başladım Belgrad’ta, birinci, ikinci, üçüncüye kadar Belgrad’ta okudum sonra Priştine’ye döndüm.

Ebru Süleyman: O zaman burda açılmiş idi Medicina.

Mahmut Mumci: Açılmiş idi o zaman sonra o esasen ayni yıl Priştine’de, ben yazıldığım yıl Belgrad’a ayni yıl Priştine’de da açıldi ama Aralık ayında Priştine’de açıldi, e ben Eylül ayında Belgrad’a yazılmiş idim onun içın devam ettım. İyiydi orda o şey, oldukça başarılı öğrenci idım Belgrad’ta da.

Ebru Süleyman: Nasıl idi orda hayat, Priştine’den Belgrad’a citmek? Orasi da büyük…

Mahmut Mumci: Valla Belgrad çok cazip bi yer idi çok iyi bi merkezdi. Çikaçak yerleri, görülecek yerleri bol bol vardı, güzeldi. Sonra o dönemde 1968’ınde büyük bi studentler arasında bi kalkışma olmiş idi dert – beş gün sürmiş idi o şeyler, demostracia…

Ebru Süleyman: Siz orda mi idınız tam?

Mahmut Mumci: Yok, şey Nisan ayında olmiş idi o olaylar ben Eylül’de gittım. O olaylardan sonra çok olumlu girişimler yapıldı eğitimde, üniversite eğitiminde, bilhassa üniversitelerde çocuklara, şte studentlere kalacak yerler yurtlar yapıldi. Bazi da haklar tanıldi. Örneğin trafikte kullanılan arabalar çok cüzi bi ücretle istediğin yere gidiyordun. Yemek açısından imalathaneler yurtlarda yapıldı. Oldukça kaliteli bir standart seviye yaratıldı.

Ebru Süleyman: Demek siz tam o seviyeye yetıştınız.

Mahmut Mumci: Yeni, ilk kullananlardan {gülümsüyor} yararlananlardan biriydım.

Ebru Süleyman: Üç yıl demek Belgrad’ta yaşadınız.

Mahmut Mumci: Evet, esasen iki yıl, üçünci yıl sonra buraya.

Ebru Süleyman: Varidi mi orda da Yugoslavya’nın başka yerlerınden ügrenciler?

Mahmut Mumci: Varidi, o zaman o TIP’ta 500 kadar öğrenci varidi. Bu 500 öğrencinın arasında bütün Yugoslavya’dan varidi öğrenciler. Kosova’da o dönemde 50 öğrenci idık biz Belgrad’ta fakültesınde kayıtli, Kosova’dan.

Ebru Süleyman: Tanışi miydınız?

Mahmut Mumci: Tanışidık, muhabbetımız varidi. Görüşürdük, sonra dernekler varidi.

Ebru Süleyman: Priştine’li miydi hepsi onlar da?

Mahmut Mumci: Priştine’li hepsi dil bütün Kosova’dan ama varidi Priştine’li da varidi. Bi Priştine’li en çok görüştüğüm ve oturduğum kişi ayni generacia Goran asıllı Selahattin Kaykuş varidi. Onunle ama başkalari da varidi en fazla onunle görüşürdüm. Benden da önce gidenlerden varidi Nusret, Nusret Ziyabeg, varidi İskender Çıtak. Sonra tanıdıgım ben interesant o zaman Belgrad’a gittiğimde Arnavutçe’yi pek o kadar bilmezdım. Çünkü okulda ya Sırpçe ya Türkçe. Sadece büle mahallede hep Türkçe başka dil konuşulmazdı zaten. İnteresanttır mahalleye ilk gelen göç başladıktan sonra, ilk gelen Arnavut asıllılar onlar hemen Türkçe öğrendi ve bizimle Türkçe konuşurdular. Yavaş yavaş gidenlerın sayısi artınca, gelenlerın sayısi da artti üleyse biz Arnavutça öğrenmeye başlamıştık. E ben bazen Arnavutça söz konuşulurken biraz nükte yapıyorum, diyorum “Ben Arnavutçe’yi Belgrad’ta ügrendım”, “Nasıl?” E deym büle yurttayken odada kaldığım iki arkadaşım onlar ne Sırpçe ne Türkçe bilmiyordu {gülümsüyor} Arnavutçe mecbur idık konuşalım.

Ebru Süleyman: Kaç yılında ne dedınız dündünüz Priştine’ye yeniden?

Mahmut Mumci: Priştine’ye 72 yılında dündüm. 1972’de.

Ebru Süleyman: O seneler Priştine degışmiş idi, moderleşmiş idi da çok.

Mahmut Mumci: E şimdi 72’de belki de Priştine’nın İkinci Dünya savaşından sonra en parlak dönemi o 70’li seneler idi. Bunun öyle oluşunun sebebi da muhakkak politik açıdan. Çünkü o zaman bazı anayasa değişiklikleri olmuştu ve demokratikleşme adında bazı olumlu değişiklikler yapıldı ki bunları hepimiz hissetmeye başlamıştık. Hatta biz Türk azınlıgi gibi en parlak dönemımızi, çok enteresanttır bi taraftan edindiğimiz bazi haklar oldukça iyi oldu örneğin basın, Tan çikmaya başladi, radyo programlari, hatta iki program kuruldi, birınci program, ikinci program. Sadece tek bir sorun ne varidi biraz bu defa şimdi Arnavutlardan baskı yapılıyordu “Türkçe okula gitmeyin.” Okullarda {Gülümsüyor} kadro yetişmeye başladı, öğrenci sayısı azalmaya da başladı.

Ebru Süleyman: Niçın citmeyesınız?

Mahmut Mumci: Şimdi Sırp nacionalizmi ezilmeye başladığında bu bi taraftan filizlenmeye başladı başka bi milliyetçilik. Ki bu milliyetçiligin etkileri bizim eğitimimizde çok olumsuz neticeler verdi. Bence.

Ebru Süleyman: E demek belçi Kosova’yi da homojen cüstermeye çalışidi.

Mahmut Mumci: Buna belki de özümleşme olayı diyebiliriz. Zoraki bi durumlar vardı. Nitekim dediğim gibi en fazla olanak olan bi dönemde şte televizyonda program, radyoda program, basın, bazı eğitim için kitaplar bile yeni kitaplar hem çikarıldı hem Türkiye’den yardımcı gereçler getirildi, o bir. Sonra kültür alanında Türkiye ile çok yakın iş birliği yapılmaya başladı. 1970’li yıllarda devamlı en azen ayda bir sanatçı gelirdi, ya da bir tiyatrocu bunu hatırlıyorum. Çok sevinirdik. Bütün tanıdığımız, bildiğimiz sanatçılar Emel Sayın’dan başlarsın, Kadri Şarman’a kadar çeşitli sanatçılar hepisi müsafir olmiştır. Muazzez Abaci, Kadri Şarman, Emel Sayın daha kimler kimler varidi yav. İnci Çayırlı, Barış Manço daha geçlerde o da gelmiş idi bi defa.

Ebru Süleyman: Bayagi kültürde eğitimde canınlılık varimiş o vakıt.

Mahmut Mumci: Evet evet.

Ebru Süleyman: Hatta kıyaslarsen belçi şimdiden bile daha canli cüzügi.

Mahmut Mumci: Daha zengindi, daha zengindi… Daha göz kamaştırıciydi. Çünkü o gelen sanatçılar tek biri gelmiyordu, komple ekipiyle geliyordu. Sorun olurdu  yer bulasın konsere gitmek içın ya da onlar bazen yemekli konserler yapardılar Hotel Grand ya da başka bi yerde. Çok zor bilet temin edebilirdın.

Ebru Süleyman: E o zamanlarda hiç tatile cidey miydınız? Yugoslavya’da var idi daha büyük bi özgürlük seyehat etmek içın galiba.

Mahmut Mumci: Odur doğru, iyi hatırlattınız şimdi. Daha ilk okul döneminde belediye tarafından eğitim müdürlüğünce organize edilen tatiller varidi. İlk olarak ben hatırlaym daha birinci sınıfi bitırdım, bir aylık tatil Gırmi’ya gitmiştim ama o zamanki Gırmi’ya gidiş belli bi yerde kamp kurulmiş idi çadırlı kamp. Sabah erken gidiyorduk, akşama dönüyorduk. Küçükler, daha büyükler o zamanki çadırlar çok büyük çadırlar idi, büyükler bazen kalıyordu geceleyin ama biz küçükler düneydık. Öyle ki o gezme, tatil yönünden erken başlamiş bi fırsattı. Sonra bikaç yıl sonra Gırmi’dan sonra başka yerlere da gitme olanağı çıktı. Mesela Kaçanik’ta bi yer yapılmiş idi. Kamp yeri. Brezovica’da, Deçan’da.

Ondan sonra dişari da, başka yerlere da gitmeye başladi. O zaman ilk olarak denize bu örgütlemelerle nasip olmiş idi cidem, o da 1957 yılında şeye gitmiştık Split yanında Dugirat diye bi yer varidi. Burda Priştine tren istasyonunda iki vagona. Vagonlarle direkt taa Split’e kadar götürdilar. Split’ten sonra vapura ilk defa, ilk defa denizi gördük, ilk defa Priştine’den öyle uzak bi yolculuga gittik. Aramızda trene da ilk defa binenler varidi o zaman. E gitmiştik orda o bi yer varidi Dugirat, Homis’a yakın. Orda o zaman bir ay süreydi bi devre. Ondan sonra bi sene taa Pula’da kampüs kurulmiş idi, Pula’ya gitmiş idik orda.

Çocukluğumuzun belki de en eğlenceli olaylari bu tatildır, gezilerdır. Adet imiştır o zaman lisede son sene iken bütün Yugoslavya’yi gezme turu düzenlenırdi. Gezerdık. Hatta bilem hatırlaym o, biz dördünci lisede iken, bizım arkadaşlarımız hepsının genelde maddi durumlari pek o kadar iyi dilidi {gülümsüyor}. Sonra hepımız gidebilicek bi potansiyeli yoktu. Napalım nolalım, nasıl bi çare bulalım, benim aklıma düşti, duydum ki hastanede varidi bi Abdül telefon centralda işlerdi, telefonci imiştır, bağlantıları sağlardı. Ondan duydum ki lazım imiş bi telefon kablosu içın bi kanal kazılsın.

Sonra düşündüm biz yapabılır misık oni, biz en iyi en güçlü çağımızda 17 – 18 yaşlarında falan. Gittım sonra soraym sınıfta büle büle deym ben bulim bi iş, işler misınız kabul eder misınız? Evet diyen, hayır diyen, yok bilmem ne sonra dur dedım ben bidefa gidem verilar mi bize o işi soralım. Sonra kalktım cittım ben hastaneye. Hastanede buldum varidi bi şey Rüstem Statovci bili o finans işleriyle meşgul bi kimse. Cütürdi o Abdül beni buna. “Bak dedi bununle, konuş bu adamle”. Sonra cirdım ben o adama dedım büle büle, var bi bilgımız çi siz lazım bi şey, kanal açasınız. O varidi orda o polikliniga nerde stomatologia şimdi, ordan çocuk hastanesine bi kanal lazım idi, bi 150 metro. Duydum dedım, biz dedım lazım cidelım ekskurziyaya 24 çisi dedım, a dil idık o kadar 18 kişi idık sınıfta, dedım sadece dört – beş kişi gidebili, diğerlerının yok paralari durumlari müsait dil. Eğer dedım bi şey katkıda bulunursenız iyi olurdu. Biz kazalım o şeyi kanali, bi maddi yardımda bulunun. Durdi bakti “Yapabilir misiniz?” dedım “Yaparsık, muhakkak yapasık” Sonra da birıni ben aldım, bikaç kişi. O zaman bizım sınıfta varidi epey güçlü büyükler {gülümsüyor} varidi Çamil Vlahinja, Emin Mecihan, Hamdi Begoli, İbrahim, Mürteza, ben, Recep Şlek hepımız, ben en ufagi idım, ben en ufagi idım. Cittık yanlız cürsün çimlersık nesık.

Sonra dedık şte bak, biz colursuk buraya sabale kazarsık, kuşluktan sonra idi derslerımız, kuşluktan sonra derse giderız. E sonra citmiş konuşmiş müdürle, o vakıt idi bi Sogoviç tanılık bi doktor demiş, “Ver işi onlara.” Başladık, kazık o kanali, bir hafta on gün hazır vala çalıştık, 15 o 150 metro kanali. Cideydık çantayle, çitaplarle sonra ordan dogri okula, hayde. Üç – dert saat, kazaydık cideydık. Sonra orda verdilar nice bu cün hatırlaym 150.000 dinar. O vakitçi o rakamda. Bilim çi hepimize ne cittık, bi üç çişi colmadi, 18’den bi 15 – 16 çişi işledık, düşti 12şer bin dinar alalım. E ekskurziya içın lazım idi 600’er dinar üdemek. Üdedık e kusur kaldi cep parasi. E şte bi iyi anılardan biri, işedık, kazandık, gittık gezdık, bitevi Yugoslavya’yi gezdık, gördük.

Ebru Süleyman: E sınıfınızda hep andınız erçeklerın adlarıni kadınlar da varidi?

Mahmut Mumci: Yooo, bayanlari da aldık işlesın. Bayanlardan o zaman bizde lise sonda vardi Aliye Muyko, varidi Leman Safçi, varidi Nermin Bayram, varidi İgbal Cinci, varidi Cemile Mümin, varidi Sebiha Hüdaverdi, Meliha Spahi, Nazan Geli, Nazan Kurteş şimdi. Daha kimler varidi ya? Behar varidi bi Prizren’li banım simpatiyam. Daha ne varidi? İşte 18 kişiydık orda.

Ebru Süleyman: Sonra Yugoslavya’yi ne zaman cezdınız trenle mi nasıl?

Mahmut Mumci: Trenle trenle. Burdan cittık Belgrad’a, burdan başlandık ceceyle. Sabah yetıştık Belgrad’a. Belgrad’ta bütün cün dolandık yok taş meydani, yok kale meydani, yok o hayvanat bahçesi.

Ebru Süleyman: İlk çez o vakıt mi citmiş idinız Belgrad’a?

Mahmut Mumci: Yok ben daha önce da bi fırsatım varidi gitmiş idım, bilidım Belgrad’i. Ondan önce ilk olarak 1963 yılında birınci lisede iken, cidey misık tatila? Cideysık. Neye cideysık? Bi sene önce idık biz Pula’da bu belediye götürmiş idi Pula’ya. Nasıl cidelım? O zaman cittık hepımız, şte ne ilgilenidık beş arkadaş, üye olduk Ferialni Savez. Aldık o karneleri, o karnelerle sonra bulduk çi adresasıni Banjola Vesalina numara 6 {gülümsüyor} adres o, şeyde, Ferialni Dom, Pula’da. Bi yazışma yaptık, rezervacia yaptık, bi ön ödeme yaptık gitmek içın. Sonra o şeyle varidi yüzde yetmiş beş indirim biletler içın. Beş kişi 14 – 15 yaşlarında iken kalkıp burdan Pula’ya gittık ki o daha hazır 1500 kilometro varidi yol. Beş kişi. İçi hefte oturduk orda sonra dündük. Ondan sonra hemen her sene cideydık başka bi yere, yaz oldi mi toplanidık o Ferialni Savez’te hem gezeydık.

Ebru Süleyman: E nedır o neye dedınız ne üye olmişsınız?

Mahmut Mumci: Şte o Ferialni Savez üle deydilar bu Yaz Tatilciler Birliği gibi, Ferie…

Ebru Süleyman: Şimdi gari yok…

Mahmut Mumci: Tatilciler birliği, yazcılar birliği falan öyle… 63’ünde ilk defa gitmiş idık. Ondan sonra 64’ünde Belgrad’ta bi konser oldi. Balkaniada deydilar. O zaman varidi Türkiye’den ilk katılımci o Tanju, Okan Tanju mi varidi? Tanju Okan, Erol Büyükburç, hem Zaliha bu üçi gelmiş idi. Sonra biz biraz görgü edındık o Feralislarle tatila ne gittık, gidelım mi o Belgrad’a koncerte? Yani ayni çikardık o karnelerımız varidi, yanlız şte o karnelerle toplandık, çikardık bilet, bidık trene hem Belgrad’a. Bütün gün gezdık Belgrad’i akşama konsere, taş meydanda idi o konser. Buluştuk bu şarkicilarle Türkiye’den. Onlar da şaşti, Belgrad’ta Türk çocuklar, sonra diverdık yok biz Belgard’li dilsık, diverdık çi Priştine’den, ordan colduk. Sonra cene akşama saat oniçide trene bindık, dündük, Priştine’ye, Kosovapolje’ye.

Ebru Süleyman: E o vakıtlarda Priştine’yle karşılaştırırçez bu başka yerleri, diğer yerler cüsteri miydi çok daha degışık?

Mahmut Mumci: Valla o 70’li yıllarda Priştine çok hızlanmiş idi. Çok değiştirdi görünüşüni, durumuni. İsterse yeni inşaatlarle isterse üniverstenın kuruluşiyle. Birçok ilerlemeler gözle görülür ve kabul edilir, takdir edilir bazi değişmeler oldu, olumlu değişmeler. Bilhassa bu yapılan siyasi değişmelerden sonra. Anayasa değişiklikleri 1971 yılında Kosova’nın siyasi statüsü değişti, eyaletten bölge oldi. Adeta bi Cumhuriyet düzeyıne gelmiş idi o zaman. Hissetık o olumlu değişmeleri. Deym şte herşey eye gitti tek bir olumsuz şey öğrencilerın sayısının azalmasi oldi.

Ebru Süleyman: E hatırlay misınız ilk ne zaman televizya coldi, buna benzer şeyler kasabada başladi yaygınlaşsın?

Mahmut Mumci: Eh büle {ellerini birbirine çarpıyor} hatırlaym. Burda Priştine’de ilk defa, televizyon programi 1960 yılında seyredıldi. O da vesile idi Roma’da, İtalya’da Olimpiyat oyunlari varidi. Hem Olimpiyat oyunlarının futbol, final maçıni naklen yayın yapılidi. O vakıt bu Çarşi Camisının yanında varimiştır bi büyük samoposluga, şimdi orda bi parking gibi duri bi yer. Orda o samo poslugada Rifat Macir idi şef o şeyın, alışverış merkezının. Nerden etmiş ne yapmiş, cetırdi bi televizya koydi o camliga orda. Antenayi da Caminın minarenın doruguna koymiş idi, Yastrebac’a dogri çevırmiş idi antenayi hem orda yüzlerle desan, belki de binlerle insan toplandi baksın maçi. 1960 yılında, ilk televizya… Sonra iki – üç yıl içın genişledi, programlar da daha kaliteli başladi olsun. Burda yapıldi verici istasyonlari, ilk verici istasyoni kolejde yapıldi falan.

Ebru Süleyman: Ondan evelli radyo herhalde?

Mahmut Mumci: Evet radyo.

Ebru Süleyman: Başka bişeyler hatırlay misınız?

Mahmut Mumci: E şte bunlari hatırlardım, başka nerden tutturam ne tutturam bilmeym yav…

Ebru Süleyman: Resmiye ablayle ne zaman tanıştınız?

Mahmut Mumci: Eh ben Belgrad’tan fakulteye buraya nakil olunca, orda tanıştım. Öğrenci gibi, student gibi. Beraberliğimiz ordan başladi 1972 yılında. 74 yılında evlendık. O evlendiğimiz zaman o yeni mezun olmiş idi, iki gün sonra evlendık. Ben bikaç ay sonra mezun oldum. Sonra burda ikimizın 85 yıl hizmetımız var sağlık alanında. Hem sağlık alanında hem diğer alanlarda da aktivite göstermeye her zaman özendik, görüştük. Öyle ki o şey, ona fırsat çikmiş idi olumlu, yaptığımız işten memnun kalanlar varidi, öyle ki müdürlük yapti Sağlık Evınde Priştine’de. Ben da çalıştığım birimde Göğüs Hastalıkları Dispanserınde baş hekim konumunda idım, 30 sene, 33 sene hatta, baş hekim. A orda 37 sene çalıştım, şeyde Göğüs Hastalıklar Dispanserınde.

Sonra son savaştan sonra yine elimizden geleni her taraftan yapmaya çalıştık. İşte partida etkin idık. Sonra bi teklif geldi daha doğrusu bana teklif edildi, ilk kurulan Başbakanlık, bi bakan lazım idi Türkler versın. E o zaman sonra Türkler, ayni şeyden diğer azınlıklardan da başladilar onlar da bi bakan. Şimdi iki bakan yokimiş nasıl olsun karar cetırmişlar bi mandatta, yari mandati Boşnaklar, yari mandati Türkler yapsın. Şimdi o ilk Boşnaklar bi aday verdi, sonra o Boşnaklarle seçılen o bakan, Sağlık Bakani, başbakanlıkta pek o kadar da olumsuz bi, olumu bi iş yapmamiş mi ne bilmem, azledildi. Kısa bi süre sonra azledildi. Sonra otomatikman sıra bize düştü. E sıra ordan burdan nerden teklif bana geldi. E sonra ben da dedım lazım ise formal bakanlık yapalım, kabul edebilirim ben ama lazım ise hem bakan olmak hem hanci bişe iş yapmak o zaman dedım ben Resmiye’yi teklif edeym çünkü onun daha fazla bu organizatif işlerle görgüsü var. İşte savaştan önceki Dom Zdravlja varidi işte Sağlık Evi 1500 işçisi varidi. 200 kusur doktor varidi orda, e sonra o müdürlük yapti, üç mandat müdür imiştır. Olumlu aldilar buni, hem sonra Resmiye’yi bakan yaptiar, Sağlık Bakani.

Ebru Süleyman: E hatırlay misınız biraz ceriye dünelım, 70’lerden biyerde 80’lerde mi idi ne vakıt başladi demostracia burda olsun? Hanci sene idi?

Mahmut Mumci:  Evet 81’de.

Ebru Süleyman: O vakıt nasıl var idi mi büle tencion genel olarak baktıgımızda?

Mahmut Mumci: Varidi. O zaman o şey Sırplar adeta çıldırmışti hem büyük baskılar yapıyordular. Kesinlikle çoklugi fonksiyonda olanları azletmek, bilmemne yapmak. Çok zor şeylerdi ama tam o dönemde ben ihtisas nedeni dolayısiyle ben burda dilidım. Zagrep’te idım ihtisas içın. Oraya gitmiştım ama o tesadüfen da tam o zaman da ilk mandatına seçilmiş idi müdür gibi Resmiye. E çok büyük zorluklar varidi onun o sonra gelidım arada sırada şte durum nedır ne dildır. Duyaydım çok kötü günler idi o günler. Milliyetçilik son haddına son safhasına çikmiştır. Sırp milliyetçılıgi.

Ebru Süleyman: Ondan sonra 90’lar…

Mahmut Mumci: Eh şte 90’li yıllarda onlar şeyaptilar Sırplar azlettilar, bütün Arnavutların kazanılmiş haklarıni azlettilar. Anayasa değişiklikleri yaptilar, o değişikliklerde bütün kazanılanları sil baştan yaptilar ama şte direndilar, biz da şte direndık {gülümsüyor} edebildıgımız kadar. Savaş döneminde zorunlu olarak Türkiye’ye gittık, orda kaldık bi üç ay kadar. Orda daimi kalma fırsatımız varidi, kalmadık, dündük.

Ebru Süleyman: Göç etmek zor…

Mahmut Mumci: Zor…

Ebru Süleyman: Şimdi Priştine’desınız?

Mahmut Mumci: Şimdi Priştine’de alti yıldır emekli oldum ama yine de tam boşta dilyım. Haftada bir Kaçanik Sağlık evınde, danışman doktor gibi gidiyorum. Var olana Göğüs Hastalıkları vakaları sonuçlandırılmayan durumlara, ben konsultan gibi gidiyorum, danışman hekim gibi gidiyorum. Bazen gerektiğinde çağırıyorlar hafta içinde de belirli terminın dışında da gidiyorum, gereğine göre.

Ebru Süleyman: Çok teşekkür, Mahmut bey.

Mahmut Mumci: Rica ederim.

Ebru Süleyman: Herşey içın, hikayelerınız, hafızanız mükkemel bişey hepsıni diverdınız. Teşekkür vaktınız içın da.

Mahmut Mumci: Rica ederım, ben aynı zaman da özür dilemek ta istiyorum sizinle bu görüşmeyi gerçekleştirmeye anlaştığımızdan sonra bi hazırlık bişe yapamadım. Öyle bazi olaylar oldi evde, onun içın yapamadım se ve bi sürü resmım var onlari getırmek niyetım varidi ama kısmet dilimiş.

Ebru Süleyman: Olsun. Başka zaman.

Download PDF