Yanyeva bölgesinin tarihi kurşun ve gümüş rezervleri açısından zengin olan, bölgeye ekonomik kalkınma ve büyüme sağlamış olan Novo Bırdo ve Kopaonik’in madencilik geleneği ile bağlıdır. Kosova’daki Hırvat topluluğunun tarihi 12. yüzyıla dayanır. Madenlerin 16.yüzyıldan itibaren kapalı olmasına  rağmen, topluluk Yanyeva’da kalmak için anlam ve mantıklı nedenler bulmaya devam etmiştir. Farklı topluluklarla sözlü tarih görüşmeleri yaparak Yanyeva bölgesinin kültürel ve ekonomik kimliklerini anlamayı ve daha yakından tanımayı amaçlıyoruz.

Yanova üzerine yapılan bu araştrma “Kapsayıcı Kültürel Mirasın Korunması tarafından Topluluklar Arası Diyalogun” bir parçasıdır. Proje Avrupa Birliği İstikrar ve Barışa Katkı Yapan Enstrümanı (IcSP) tarafından finanse edilmekte ve Kosova’da Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından uygulanmaktadır.

Snežana Milić

Oto elektrikçi

Priştine’de dışarı çıkardık, o zamanlarda korzo vardı. Yani, oraya bütün gençler çıkardı, mesela akşamüstü, bizim deyimimizle güneş battıktan sonra sinemaya giderdik. O zamanlarda filmler vardı, sinema… O zamanlarda film gösterimleri çok olurdu, aynı şimdi bizim Türk dizilerini, Türk filmlerini izlediğimiz gibi. Yani aklımda bir tane film kalmış, Gelin, filmin ismi böyleydi. Filmi tam üç kere izledim. Fakat her üç seferde okulda mazeretsiz devamsızlık yazıldı ve F notu aldım çünkü dersten kaçmıştım (gülüyor). Fakat, düşünüyorum da, filmin aklımda kalmasının nedeni çok iyi olmasıydı, çok güzel bir filmdi. Biz de Priştine’de öyle dışarı çıkardık. Anlatıyorum, şey vardı… bizimle okula gidenler, hem Arnavutlar hem Sırplar arasında kimin kim olduğunu ayırt edemezdik. Gerçekten de önemli bir ayrıntı değildi. Dışarıya birlikte çıkardık, birlikte yürürdük, mesela biz üç-dört kilometre boyunca beraber yürüdük  Obilić köyüne varmak için, benim köyüm yakın değil, üç kilometre. Akşamüstü de orada şarkılar söyleyip, beraber vakit geçirmiştik.

Skender Bikliqi

Bakım Müdürü

Fabrika, zanaat fabrikasına Metal, Metal fabrika derlerdi. Ben de onu burda deneyimledim çünkü fabrika Yanova’daydı, evet. Buradaki alan küçüktü. Burada fabrikada, 300 tane işçi vardı. Fakat bir yandan, belediye, o zamanlarda Kosova Yanova’nın dışında bir bina inşa etmesi gerekti. Ona bak, bina diğer köylerden de katılım sağlamak için planlanmıştı, örneğin Liplan Belediyesinden işçiler buraya yönlendirilebilirdi… Aslında, biz buraya taşındığımız zaman işçiler Obiliç, Golesh, Liplan, Gadime, Ferizovik, Plitkoviç, Banulla, Llugagjia gibi  yerlerden geliyorlardı… Yanova fabrikasında işçisi olmayan bir köy yoktu. Fabrikanın ilerlemesinden sonra, 300 işçiden sayımız 800 civarında işçiye çıktı. Maaş gayet güzeldi, kadrolarımız vardı, bu yüzden iş sorunsuz ilerliyordu, biz çalışıyorduk ve her şey yolundaydı. Okulu bitirdiğim için, mezun olduktan sonra beni hemen orada işe aldılar. Ben 66’ yılından beri orada çalışıyordum.

Halit Gashi

Avukat

Yanova sanatçıları ile tanıdık bir yerdir. İnsandan insana aktarılmış bir anektod hala dolaşıyor, bu konu hakkında bir yazı yazılmış değil ama her nasılsa… Nasrettin Yanova’yı ziyaret ettiğinde, insanlara sormuş… aslında, onlara ne yaptıklarını sormadan önce, bahçesi hakkında böbürlernmiş, lahanalarının büyüklüğünden ve büyük lahanalarını taşıyabilecek bir el arabasının bulunmadığından bahsetmiş. Şimdi Yanova sakinleri ilk ziyaretinde onun ne dediğini hatırlıyorlar. İkinci ziyaretinde, insanla çekiçlerle çalıştıkları için gürültü yapıyorlarmış. Nasrettin birine sormuş ‘Ne üzerinde çalışıyorlar’ diye ‘Oh, senin büyük lahanaların için el arabası yapıyorlar.’ diye dalga geçmiş. Bunun üzerine onların onu… o onları lanetleyip ‘Yanova asla ne bir şehir ne bir köy olsun’ demiş. Biz de bu lanetleme yüzünden Yanova’nın ne bir şehir ne de köy olduğuna inanma eğilimindeyiz.

Memedali Gradina

Araba tamircisi

Bash Çarshia’nın önünde, devlet tarafından işletilen bir kafe, devlet tarafından işletilen bir kafe vardı. Eskiden şarkıcılar filan vardı, hatırlıyorum, hatırlıyorum çünkü 55 yıl önceki […] atmosfer, nasıl anlatabilirim? Asla geri dönmeyecek bir şey. O atmosfer buraya geri dönmeyecek. O kafe hep doluydu. Müzik vardı, şarkıcıları vardı. Gençler ve yaşlılar oraya giderdi, orta yaşlılar bile. Elbette kim gidebilirse, gidiyordu, kimin parası varsa. İçecekler için gereken paranız yoksa bir kafeye giremezsiniz. Ayrımcılık yoktu, Hırvat, Roman ya da Arnavut olmanı kimse umursamazdı. Hayır hayır hayır. Ne olursa olsun, birlikte yedik ve içtik. Hep birlikte. Aramızda hiçbir sorun yoktu. Ama o zamanın geri geleceğini sanmıyorum. Hayat gerçekten lezzetliydi, hayat tatlıydı.

Don Matej Palić

Papaz yardımcısı

Yanova, çocukluğumda hatırladığım kadarıyla, adeta yeni bahardı, yeniden doğuşu yaşıyordu. Yani bizim Yanova’da her şeyimiz vardi. Tüm insanlarının, vatandaşlarının yaşamak için ihtiyacı olan şeylere sahip olduğu küçük bir kasabaydı. Bilirsin, çeşitli dükkanlar. Sadece üretmekle kalmayıp aynı zamanda merkezde sözde pazar dediğimiz ticaret hayatının gerçekleştiği bir yerimiz vardı.

Sabahtan, sabah erkenden, kilisenin sabah çanları çaldığında, insanlar uyanıyordu, dükkanları olanlar, marketlere veya atölyelerine gidecek olanlar, bazı çiftçiler işlerine hazırlanırdılar. Esasen insanlar tüm gün boyunca çalışırdılar. Akşam saatlerinde çanlar yine çalardı ve bu ses insanlara çalışmayı bırakmayı işaret ederdi. Sonra adamlar, evlerin direği pazara çıkıp, merkezde işler, alışverişler ve mal değişimi yaparlardı.

Franjo Golome

Tarımcı

Pazar insanlarla doluydu. Orada komik insanlar vardı, eğlenmeyi, şaka yapmayı ve konuşmayı bilen insanlar. Bugün, korktuğum şey de bu, son iki yıldır çocuklarımızın konuşmayı unutacağı endişesi içindeyim. Devamlı telefonlarına bakıyorlar. Eğer onları 24 saat yalnız bırakırsan, biliyor musun konuşmayı unuturlar.

İnsanlar konuşmayı ve hikaye uydurmayı bilirlerdi. Çocukken sigara satın almaya gittiğimi, daha sonraları biraz daha büyüdüğümde dışarıya buluşmaya çıktığımızı hatırlıyorum. Sonra 86’, 87’ yıllarında kafeler açılmaya başladı, ben genç bir adamdım. Sonra 88’, 89’ yılları, o yıllar, ne bileyim, kimse anlatamaz o yılları. Çok güzeldi, arkadaşlarımız vardı. Arnavutlarla arkadaştık, birlikte futbol oynuyorduk. Hala bugün bile sosyalleşiriz.

Kafeye sadece erkekler mi gidiyordu? Peki ya kadınlar?

Evet, evet kadınlar da dışarı çıkmaya başladılar. Yani 88’, 89’ yıllarında kadınlar da dışarı çıkmaya başladı. Bizlerin tanıştığı yerler,  evlendiği yerler bu kafeler.

Nikola Brkić

Çiftçi

Yaşlılarımızın yaklaşık 300 hektar üzüm bağları vardı. Biz deriz ki, ellerimizle kazıyorduk, kazmak, biliyorsun o zamanlar bu tabir kullanılırdı. Asma dikmek için toprağı en az yarım metre kazmak gerekiyordu. Üçüncü senesinde asma filizlenirdi. Biz aynı zamanda soğan da ekerdik. Biz buna karamid derdik, asmanın daha geç filizlenmesi adına soğanlar oraya ekilirdi.  Bir de rakia ve şarap mahzenleri vardı. Tanınmış mahzenler. Rahovec daha sonra inşa edildi. Romalılar bizim bu tepelerdeydiler, sahip oldukları bağlar, onlar gittiklerinde çöle dönüşmüştü. Halkımız buraya gelip tekrar kazı yapmaya başladı. Sanırım asmaları tekrar diktiler. Siyah, beyaz ve Hamburg üzümlerimiz vardı. Her çeşit üzüm vardı. Yugoslavya’da var olan her çeşit üzüm ve bunların yanında kiraz, kayısı elma ve armutun her çeşidi vardı.  O zamanlarda halkımız “ticaret avcısı” olarak adlandırdığımız şeydi. Onlara skitači diye hitap ederdik. Makedonya, Slovenya, Hırvatistan veya Bosna, nereye gittikleri fark etmeksizin, ne zaman bir meyve keşfetseler, meyve fidanını alıp kurumaması için patatese ekerlerdi. Geri geldiklerinde ise filizi aşılatırlardı. Yanova topraklarında yetişmeyen bir meyve yoktu.

Ljubica Berišić

Öğretmen

Rifana diye adlandırdığımız bir günümüz vardı. O tatilin akşamı St. George’da insanlar aile ve arkadaşlarıyla evlerinde toplanırdılar. Bu toplanma Glama’da da olurdu. Bir çadır kurup, ateş yakardılar, kuzu veya koyun ne tercih ederseler onu pişirirdiler. İçkiler vardı, şarkılar söylenirdi. Aynı zamanda gidip birşey de çalabilirdin fakat birinden birşeyi almak asla alışkanlık haline gelmezdi. Fakat insanların hazırlamış olduğu yemeği, kim çalıp yiyebiliyorsa iş bitmişti. Bu bir gelenekti, bir numaraydı, bunun anlatılacak bir hikayesi vardır, ama böyleydi gerçekten… 

Her yıl bunu mu yapıyordunuz?

Her yıl. Bütün gece sabahlara kadar şarkı söylerdik, bazılarımız da evde kalırdı. Sonrasında salıncakları çatıya bağlardık, şimdi oluklar var bu yüzden bağlayamazssın. Fakat kirişlere bağlayıp, üzerine de bir yastık yerleştirip, bütün gece sallanabilirsin.

Emin Bikliqi

Sosyolog

Adil olmak gerekirse, her şey yolundaydı, Hırvatlar için cuma akşamları, kapılarının önündeki kaldırım taşlarını temizlemek ve hiçbir köşesini kirli bırakmamak adeta bir zorunluluktu… Kir mi, Tanrı korusun, toz bile yoktu. Etrafı su ile temizlerlerdi ve cumartesi günleri sokaklar… Yanova’nın o dar sokakları temizdi. Hatırladıklarım bunlar, başka bir deyişle, bunun maddi bir değeri var, bu bir kültür, öyle değil mi?

Neden tam olarak cuma günleri?

Cumartesi ve pazar günlerine hazır olması için cuma günü yapılırdı… onlar cumartesi günü çalışırdılar, ancak pazar günleri Hırvatlar, Katolikler çalışmazdılar. Onlarla ticaret yapmaya gittiysen de, ‘Üzgünüm, bugün çalışmıyorum, bugün benim tatil günüm’ derlerdi. Onlara şimdi senin bana sorduğun gibi ‘Neden cuma günü?’ diye sormuştum. Çünkü rahip cumartesi günleri belli bir saatte Yanova sokaklarında yürüyüşe çıkıyormuş. Rahip geçerken… şimdi bilmiyorum. Ancak rahip vefat ettiğinde, herkes onu selamlamak adına kapılarının önüne çıkmıştı.

Dragutin Ivanović

Ticari

1960’ların sonunu, Kültür merkezinin inşa edildiği zamanı hatırlıyorum. Sonrasında bir sinema odasına sahip olduk ve o zaman, fikir şu ki artık Dean Martin ve bazı benzeri kovboy filmlerini izleyebilecektik. Bu durum daha sonraları daha kolay ve daha sempatik olmaya başladı. Her pazar söz konusu merkezde toplanırdık. Folklor, dans ve canlı müzik etkinlikleri yapılırdı. Doğal olarak her şeyi kendimiz yaptık, kendimiz finanse ettik, ve başka. Danslarımızın kalitesini arttıracak daha fazla gitar, davul ve başka enstrümanları alacak paramızın olmadığı zamanları hatırlıyorum. Sonra, demek istediğim mahalledeki insanların kafalarını ütüleyerek gençlere biraz yatırım yapmalarını istedik. ‘ Verin, yatırım yapın, öteberi için daha çok paraya ihtiyacımız var’. Hatırlıyorum da ne zaman böyle zamanlar olsa, biraz para verirlerdi, biz de bu parayı toplardık hatırladığım bir şey daha var, yine böyle bir zamanda orkestramızı kurduk. Daha çok yerel hafif romantizm ve eski güzel şehir şarkılarını çalıyorduk. Aynı zamanda Tom Jones ve Beatles müzikleri de vardı. Böyle ki, her iki türden de söyledik. Aslında pek az… veya belki de bilmiyorduk, ben nerden bileyim… Halk müziği çok az çalınırdı, o zamanlarda modern olarak sayılan şarkılara daha yatkındık. Örneğin Misha Kovaç, ne bileyim Jevremoviqi gibi. Aynı zamanda eski Prizren şarkılarımız ve başka.