Priştine araştırmaları kültür, tarih ve mimarlığa odaklanıyor. Bu boyutlar kişisel anlatılar yönüyle keşvediliyor ve kamusal söylemi ve yerel tarih anlatımını demokratikleştiren çok açılı hikayelerden oluşan bir havuz ortaya çıkarıyor. Dijital hikaye anlatımı yoluyla şehrin çoklu görüntüsünü su yüzüne çıkarmaya ve iki savaş arası dönemden başlayarak günümüze kadar devam eden şehirsel ve sosyo ekonomik gelişmelerin çok katmanlı anlayışına katkı sunmayı amaçlıyoruz.

Priştine üzerine yapılan bu araştrma “Kapsayıcı Kültürel Mirasın Korunması tarafından Topluluklar Arası Diyalogun” bir parçasıdır. Proje Avrupa Birliği İstikrar ve Barışa Katkı Yapan Enstrümanı (IcSP) tarafından finanse edilmekte ve Kosova’da Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından uygulanmaktadır.

Zenun Çelaj

Gazeteci

Sarayın bile bir tarihi vardır. Birkaç yerde temelleri atıldı ancak yalnızca temelleri atıldı yani hiçbir zaman inşa edilmedi. […] Orada önce Rilindja‘nın temellerini attık, Fadil Hoxha o temelleri attı ama hiçbir zaman inşa edilmedi. Sonra stadyumun arkasına, tam arkasında değil de, daha çok… çiçek direğine yatırıldı o temeller ve orada da inşa edilmedi. Bugün orada Grand Hotel’in bulunduğu yere temellerini attılar ve bu temeller de her zaman Fadil Hoca tarafından törenle yapılırdı. Bu yüzden de bu ilginç bir tarih.

Imer Shkreli, Rilindja‘da bir gazeteciydi, aynı zamanda hiciv metinleri de yazardı. Kendisi “Omuzlarında temel taşları olan adam” hakkında bir hiciv metnini yazdı ve tüm bunları da Fadil Hoca’nın isminden bahsetmeden anlattı. Bu olay da siyasi bir sorun haline geldi ve onunla alay ettiği için partiden ihraç edildi. Şimdi de, bunca zaman sonra, İsmail Bajraj geldi, Rilindja‘nın başı oldu, kendisi vefaat etti ve o da çok… ciddiydi, ama projeyi ittirerek yaptırmayı başardı. Yatırımlar güvence altına alındı ​​ve Medya Sarayının inşası belki 70, ’71’inde başladı. Veriler mevcut, ancak şu anda hatırlayamıyorum. İnşaat dört-beş yılda tamamlandı.

Mahmut Mumci

Pulmonologist

O Divan yoluna bakan kısmi hanın, orda varimiştır fıçıci. Fıçı yapan bi usta, hatta bizım bi okul arkadaşımız İbrahim varidi, Kataroz derdık onların dükkani orda imiştır. Onlara komşi  varimiştır bi kebaçılar orda. Esçi çarşida bu ipçiler sokagına başlanırken orda varimiştır bi Sinagoga, yani çarşida sadece Priştinelilerden, Türklerden hem Arnavutlardan başka Yahudilerın da dükkanleri varimiştır. O zaman benim hatırladığıma kadar ben kendım bilim bi iki yorganci dükkani, bi saatçi dükkani, iki tane terzi da bilim, Kara Kuşeviç, Naşko Yahudi saatçi imiştır. Pırliçeviçlerden onlar da Yahudi asıllı bi aile onlar terzi imiştır. O çarşida yetışen bunlar, var olanlar yani eski esnaf.

E o Sinagok tam nerdeymiş?

E şimdi o Sinagok, bugünki meclis var, meclisın arka girişi nedır, ya da en büyük girişi orda, tam onun karşisında imiştır. O Sinagoga şey olmadi yani, o kısım yıkıldıktan sonra Sinagogayi başka yere taşıdilar. Hem gün bu gün daha durur o Sinagoga yeri değiştirilmiş, Eminciklerin evi olan yer, Etnoloji Müzesi bu gün, o müzenın ününde o Sinagoga taşınıldi oraya, orda duri da.

E bu Yahudi aileleri gari herhalde citmişlar burdan?

Yahudi aileleri hem duyumlarıma göre İkinci Dünya Savaşından sonra burda var, savaşi burda geçirenler çok aileler varimiş, Yahudilar. O da eski yerliler tarafından gizlenmiş, korunulmiş. Bazileri da Alman istilacilar tarafından toplanıp, kamplara göderilmiş. Üle e sonra 1947 yılında sanımca Israil devleti kurulduktan sonra yavaş yavaş gitmeye başlamişlar. Ben hatırlarım varimiştır Tavuk bahçenın üstünde Yahudi mezarlıgi derdık bi yer. Mahalleden bize pek uzak olmadığından dolayı sık sık giderdık oraya. Varimiştır bi belkide sayısıni tam bilmeym ama muhakkak 10 – 12 büyük mezar lahey [lahit] gibi. Giderdık onun üstünde {gülümsüyor} güneşlenırdık, soyunurduk yatırdık o şeylerın, taşların üstünde. Hem Yahudi işareti olan hem yazi İbranice yazılmiş yazilar varidi ama şimdi artık bilmem duri mi onlar orda durmay mi. Bi ara duymiş idim ki bi üç – dört tane mezar kalmiş hem orasini büle {elleriyle anlatıor} koruma altına almişlar ama görmedım.

Edmond (Edi) Pruthi

Girişimci

Birçok oyunumuz vardı, çok. […] en ünlülerinden, en ünlü oyun Autofront’du, ancak Arnavutlar buna Autron derdiler. Bir Ferrari ile araba oyunu. Liderin bir kız arkadaşı vardı ve Miami’ye gidiyorlardı ya da nereye istersen, gitmek istediğin yeri seçebilirdin. Bir de tekerleği vardı ve şeritten çıktığınızda sizi sallardı (gülümsüyor). Bir gerçeklik yanılsaması verildiğini biliyorsun.

Sonra Kurt Operasyonu ve Ayı Operasyonu vardı, her iki adı da vardı. Fakat burada müşteriler buna A47 otomatik silah dedi, oyuncunun bir tüfeği vardı. Oldukça büyük bir oyun makinesiydi ve tüfeğin sensörü ya da çalışacak silah ne olursa olsun, sensörün çalışması ve ekranda sonuç vermesi için doğrudan ekrana ateş edemiyordunuz ama bir ayna vardı, aynalama yapmak zorundaydın. […]

Belki bu silah oyunları 90’larda biraz daha popülerdi (gülümsüyor) ama belki de silahları sadece oyunlarda sevdik. Ayrıca Mortal Kombat da vardı, Mortal Kombat bugün Fortnite ve benzerleri kadar popülerdi. Sonra işte bizim de Mortal Kombat’ımız vardı. Kick Off bir futbol maçıydı, artık FIFA gibi daha yeni bir sürümü var. Bahsettiğim bu oyunların hepsi iki boyutluydu.

Isa Rexha

Iktisatçı

Biliyordum… Grand Hotel hakkında her şeyi, biliyordum, her şeyi. Bunu söylemek istemiyorum ama orada kaç tane kaşık olduğunu bile biliyordum çünkü dengelemeyi ben yapıyordum, kayıt, dengeleme. Detaylarıyla bilmediğim bir nokta bile yok Grand Hotel’de. Odaları, konuklardan bile daha iyi biliyordum. Depoyu, depo çalışanlarından daha iyi bilirim, yani daha iyi bilirdim. Depoda ya da mutfak envanterinde nelerin olduğunu depo çalışanından daha iyi bilirdim. Çünkü her ay, ayda en az bir kere onlarla ben uğraşırdım. Kayıtlar, dengeleme…

Kaşıklardan bahsettiğiniz için soruyorum, kaşıklarınız var mıydı, işlemeli miydi?

Evet.

Kaşıkları kim yapmıştı?

Onları sipariş vermiştik… Bizde vardı, ama artık, madem Grand Hotel’in inşası sırasında envanter hakkında bilgi almak istiyorsunuz, Tito, tekrar Tito hakkında konuşuyorum, kendi envanterlerini getirdi, 300 kişi hepsi gümüş, 300 kişi için gümüş envanter. 300 kişi dediğim zaman bunu içtenlikle söylüyorum. Sadece bazı istisnalar hariç, gümüş olamayan şeyler kristaldi, birinci sınıf kristal. Gümüş envanterler FanNipa tarafından Prizrende yapılmıştı, Prizren’de Famipa.

Sana söylüyorum, özel bir bakım vardı, kabul etmenin ne kadar iyi olduğu gerçeği… O kadar özeldi ki o asil envanterin, o zamanlar nasıl derdik, gümüş, asil, her altı ay Sırp polisi tarafından kontrol edilirdi. O yüzden tek bir şey eksik olamazdı.

Jakup Qeshmexhiu

Terzi

Priştine’yi çok iyi hatırlıyorum çünkü eskiden Çarshi’de [Çarşı] çalışıyordum, Saraybosna’daki Çarshi veya Üsküp’ün Bit Pazarı bile Çarshi’miz kadar büyük değildi. Ancak, maalesef, o zamanlarda yönetimde işgalciler vardı ve bizi yavaş yavaş çalışma alanımızdan uzaklaştırıp şehrimizin estetiğini kaybettiriyorlardı ve bu şekilde yaparak ta hedeflerine ulaştılar. Fakat çoğunlukla halkımız bu hedefe ulaştı. 14 yaşımdan beri bu zanaatta çalıştım.

Eski 28 Nëntori Lisesini ekonomi lisesinde bitirdim. Bu sokaklar parke taşı ile döşeliydi, parke taşı döşeli, ne anlama geldiğini biliyor musun, demek istediğim taş döşeli. Caddemiz tamamen çamurluydu, sonra da üstüne taş döşendi. Daha sonra taş döşemeden sonra, hayır, tekrar taşlarla döşendi ve sonra betonla döşendi. Şimdi ise betonla döşenmiş durumda, ama hala taşlarla döşenmiş gibi görünüyor, aynı.

Şehir… Şimdi inşa edilmiş bir yer olduğu kabul edilir bir gerçektir, fakat eskiden şimdiye kıyasen çok çok çok daha güzel görünüyordu. Fakat, dürüst olmak gerekirse, insanlar bile şimdi olduklarından daha iyidiler, birbirlerine karşı nefret duymuyorlardı.

Münir Curi

Elektrikçi

E benim babam Türk Sanat Müziğini çok sevdiği için radyoda bütün gün onlari dinlerken kendini ilerletırmiş, cümbüşi başlamiş çalsın. Mandolinden sonra evde bi cümbüş almışlar, cümbüşle başlamiş, radyoyi dinlerken yoksa onun müzik tahsili yok. Nota falan şey, onlari ama üle kulaktan duyma başlamiş cümbüşi çalsın başlamiş ilerlemiş. E o zamanlar kurulmiş idi dernekler, kültür dernekleri yani. Mitrovica’da varimiştır bu Birlik Derneği, babam da üç arkadaş, dert arkadaşiyle, üç arkadaşiyle dört kişi bir orkestre kurmişlar o dernekte. […]

Babam şarkı da söylerdi, ses sanatçısı da, çok güzel sesi varimiştır o çok iyi. Hem orda radyodan dinlerken, bi kendisıne bi keyif yapmış dinlemiş. Eh onlar orda müzik yaparken onun da adı çıkar şeyde, bütün bu bölgede. “A varimiş bi Rasim, Rasim soy adi Rüşüt imiştır, ama çimdır bu Rasim çimdır, Rasim Salih’ın çocugi. Rasim, Salih berberın çocugi, Salih usta, Salih’ın çocugi.” Rasim ve Rasim Salih’ın. E üle ona Rasim Salih kaldi. […]

Kosova’da Türkler de vardı o zamanlarda, çok göç ettiler işte. E ona meclisten bi karar getırırlar Rasim Salih’i Priştine’ye getırmek, orkesteyi kuracak. O komplet o grup, yani dernekteki o grubu Priştine’ye devretsinler. E olur, olmaz, olur, olmaz, işte 51 yılında babami buraya aradilar orkestreyi kursun.

Avni Emincik

Diş hekimi teknisyeni

Mesela ilk zamanlar burda iken, biz 59’da gittik ama 58’de biz evi komunaya verdik. Başka yere vermedik orası müzey oldu. Müzey olunca benim bir sene içinde ben, ordaki işçilerin çoğu Sırp’tı ve onlarla ben başladım Sırpça konuşmaya. Yani alıyorlardı beni yedi yaşındaydım o zaman, altı yaşında, yedi yaşında zaten gittim. Alıyorlardi beni, arabayla götürüyorlardı, at arabasına biniyordum çöpleri atmak için, ‘Hayde Avni, hayde Avni!’ seviyorlardı yani, Sırp ta olsa gene seviyorlardı. Ondan sonra ailecek gittik Türkiye’ye göç ettik. Orda bir sürü yerde kiralık olarak oturduk. Annem vardı, amcam vardı, babam, babaannem ve dedem. Bi tane de kız kardeşim vardı.

Evet, pek fazla hatırlamıyorum da yani öyle bir şey ki, ilk geldiklerinde şeye… Sırplar işte başladılar hayvan, canlı hayvan getirsinler, köpekler, ayılar. Ondan sonra bir şey hatırlıyorum, işte onu size de söylemiştim, ben beş dakka olmuştu eve gireli, evin içine ve ordan bir kurt köpeği kaçıyor yuvasından, etrafa falan saldırıyor. Neyse ki hep bahçeydi, kapılar falan kapalıydı. Ordaki…

Köpek sizın bahçede mi?

Tabi orda kurt köpeği vardı, o saldırmış herkeze, tabi battaniyeler falan verdik, battaniye ile onları kurtardı. Yani kendisini de kurtardı bakıcısı. Çünkü saldırgan kurttu, öyle evcil değil yani. Almışlar, dağdan getirmişler. Sonra zaman oldu orasını, o evi, odalarını hep ormana çevirdiler. Ormana çevirince ayılar donmuş olarak, ondan sonra yılanlar falan. Aşağı yukarı bi altı tane oda vardı, üstte üç tane idi altta üç tane, turistlere açmışlarıdı. E sonra biz taşınınca trenle gittik 16… 16 Temmuz 1958, yedinci ay yani, trenle göç ettik Türkiye’ye.

Sazan Shita

Ev kadınları

O zamanlar Ernest Koliqi Kosova’ya üç yüz öğretmen göndermişti. Her yerde, köylerde ve her yerde Arnavutça dilinde eğitime başlandı. Mitrovica’da Bedri Gjinaj, kendisi orada doğup büyümüş ancak eğitimini Arnavutluk’ta görmüştür. Bilirsin, gizlice nasıl gidiyorlardı… fakat çok yetenekli, o çok yetenekli bir adamdı. Sınıfa kayıt olduğumda, sadece benim değil bütün sınıfın ilk öğrendiği şey bayraktı. Buna aşinaydım fakat onun eğitim yöntemi etkiliydi, söylediği her şey sende takılı kalıyordu. Sınıfa başladığımızda bize ‘hadi bayrak şarkısını öğrenelim’ dedi.{okuyor}

Ah kırmızı ve siyah bayrak,
Salladığın tüm sevinç ve sevgi,
Kalbimin seninle bahar açmasını sağlar,
Tarlalarda ve çayırlarda,
Dağlar ve dereler seninle birlikte ilerler,
Korkusuzca savaşacağım,
Genç olsam bile,
Ben senin askerinim ve diyeceğim ki,
Bugün o özgürlük geldi,
Arnavutluk bayrağı sen çok yaşa.’

Eve gittiğimde bunu babama okudum, bana kocaman sarıldı, sevinç gözyaşları döktü. Tabii ki… o okul yılı, bir yıl içinde on yıl gibiydi. Bize öğretilen her şey, dersler öyle işleniyordu ki, materyali hemen anlayıp içselleştirebiliyordun.

Shefqet Mullafazliu

Mimar

Kavşaktan, bilirsiniz, Zahir Pajaziti Meydanı’ndan ve Garibaldi Caddesi’nin bu tarafından… çünkü mimaride, kavşakta, köşeler her zaman engellenir. Nedeni cadde görüşünü engellemek değil, ben de bu soruna bir çözüm önerisi ile geldim ve o [baş mimar] da kabul etti. Görüşü engellemenin aksine daha çok dikkat çeken bir şey oldu. Bir üçgen önerdim, herhangi bir işlevi yok fakat aynı bir kadının yüzündeki makyaj gibi, güzellik amaçlı. Kabul etti ve bu fikrin doğuşu da böyle oldu. Bankanın banka olmaktan gelen belli standartları vardır ve bu standartların dışına çıkılmaz:  sayaçlar, idari bölüm, birinci ve ikinci [kat] hazinesi ve başka. […] bankanın bankada bir danışmanı da var. Biz teklifimizi sunduk, kayıtlarımız duruyor, bankaların dünyada nasıl tasarlandığını açıkladık. Bankacı olup seyahat etmiş olmalarına rağmen, tasarıma gelince nasıl yapılacağını bilmiyorlardı ve yapmadılar.

Adnan Merovci

Üniversite okutmanı

Rugova kaldı, fakat insanlar… herkesin rehin tutulduğumuzu bildiği gerçeği, Kosova’daki insanlar için onur kırıcıydı. Bu durum kalmak ve saklanmak için cesareti olanları bile olumsuz etkiledi. Bahsettiğim röportaj, insanlara umudu yeniden sağladı, çünkü hayatta olduğumuzu fark ettiler, diyorum ki bu durumun teşvik edici bir unsuru vardi. Ancak zamanla doğaçlama yapıp, yönetim organları kurarak, insanları geri dönmeye teşvik etmeye başladılar, bu tarz uygulamalar bombalama tehdidi altında yapıldı. Rugova hayatında hiçbir zaman bombardımanları durdurmaya çalışmadı, bu bir yanlış anlama, yanlış yorumlama ve daha ne… yanlış anlaşılma olduğunda bunu söylersin, bu söylendi fakat yanlış anlaşıldı.

Hayır, hayır İbrahim Rugova bir saniye için bile bombardımanların durması gerektiğini söylemedi. Diyelim ki bir basın açıklaması var ve orada diyor ki ‘Metohi’ tabirini kaldırarak baskı altında imzalasanız bile, ‘Barışçıl bir çözümden yanayız ve bu bombalar barışı sağlamak için düştü’ denildiğini düşün. Buradaki çıkarım ne olabilir? Buna karşın ‘Bombaların durmasını ve bir barış sürecinin başlatılmasını istiyorum’ veya buna benzer şeyler İbrahim Rugova’nın hayatta olduğu sürede asla söylemediği şeylerdi.