Minir Dushi

Priştine | Date: 29 Ekim 2018 | Duration: 48 dakika

…Yahudilerin o gece alıkonulmasına, toplanmasına tanık oldum, çünkü evdeydim. Amcamlardan biri her pazartesi buraya salı pazarı için varır, çarşamba sabahı ise Yakova’ya dönerdi. O gece o amcam da oradaydı, ansızın kapıya, bi kapı vardı, çekiçle, gelip çekiçle vurmaya başladılar, dı,dı,dı {onomatopoetik} gün bugün aklımdadır. Sonra, evet, bim… bom, bom bom {onomatopoetik} kapıyı kırıp içeriye girdiler.

Koridora girdiklerinde amcam dışarı çıktı, onlar “İçeri gir!” dedi. Gerçekten de Arnavut SS’leriydiler, o alay [Skanderberg]… Yahudileri alıp götürdüler, ev boş kaldı, pijamalarıyla oldukları gibi alıp götürdüler. Bız bakakaldık, fazlasıyla korkunç bir olaydı.


Erëmirë Krasniqi (GÖRÜŞMECI), KALTRINA KRASNIQI (GÖRÜŞMECI / kamera)

Minir Dushi 1929 yılında Yakova’da doğdu. Belgrad Üniversitesi’nin Madencilik Fakültesi’nden 1958 yılında mezun oldu. 1965 yılında ise doktorasından mezun olarak Kosova’nın madencilik alanındaki ilk yüksek mühendisi konumuna erişti. Mezuniyetinin ardından Trepça’nın Strantrg madeninde mühendis olarak çalıştı. 1975 yılında Mitroviça Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü’nde kadrolu profesör olarak çalışmaya başladı. Bu kurumda kendisi iki dönem boyunca dekanlık görevini de üstlendi. 1981 ve 1983 yılları arasında Priştine Üniversitesi’nde rektörlük yaptı. Bugün Bay Dushi ailesi ile birlikte Priştine’de yaşamakta ve Kosova Sanat ve Bilim Akademisi’ne üyeliğini devam ettirmektedir.

Minir Dushi

[Görüşmeci konuşmacıya ailesinden ve çocukluk hatıralarından bahsetmesini rica etmiştir. Bu kısım görüşme kaydından kesilmiştir.]

Minir Dushi: Yakova’da Behdushi soy ismiyle tanınan, eski yerli bir aileden geliyorum. Ailem genişti, babamın beş tane kardeşi vardı ve hepimiz aynı evde birlikte yaşardık. Aramızda ahenk ve çokça sevgi vardı. Babam ailenin başıydı, her şey ilk önce ondan geçerdi. Diğer yandan babaannem tanınmış,  Azize Hanmi, Azize Hanmi, o ev işleriyle uğraşırdı, gelinleri vardı, ev işlerini organize etmesi için dört tane gelini vardı. Durdur bunu [kamerayı gösterir], durdur onu, ne diyeceğimi bilmiyorum. 

Kaltrina Krasniqi: Devam et, devam et.

Minir Dushi: Yani önemli değil? Hayır, devam edeceğim, ama ne diyeceğimi bilmiyorum…

Erëmirë Krasniqi: Anneniz ne vesileyle tanınmıştı?

Minir Dushi: Benim annem, benim annem… Ailem zhguna dikiminde çalışırdılar. Tirqi, herka, japongja, jelek yapardılar. Bu bizim geleneğimizdi. Annem bir ev hanımıydı, okula gitmedi. Babam da o zamanlar Türkiye okulu olan Ruzhdie okuluna gitti, Türkçe ve Arnavutça yazabiliyordu. Kitaplarımın birinde ondan aldığım bir mektup var.

Erëmirë Krasniqi: Siz okulunuzu nerede tamamladınız?

Minir Dushi: İlkokulu, bir kısımını Yakova’da tamamladım, doğum yerim, Sırpça iki yada üç sınıf, sonra okullar, daha sonra Arnavutça okullar kuruldu ve ben de dördüncü ve beşinci sınıfı Arnavutça okudum, sanırım. Sonra da Yanova’da alt lisede okumaya başladım, orada tamamladım, tamamladım… Semimatura deniyordu, yarım matura.

Erëmirë Krasniqi: Dört yıllık eğitim miydi yoksa sekiz mi?

Minir Dushi: Hayır, dört yıllık okul, semimatura, yarım anlamına geliyor, evet. 1946 yılındaydı, sonra üst sınıfa geçmek için hak kazandım, orta okulda, orta…

Erëmirë Krasniqi: Shkolla e Lartë Pedagogjike [Yüksek Pedagoji Okulu] gibi birşey… 

Minir Dushi: Sonra ise Niş’teki teknik okuluna kayıt oldum. O zamanlarda, Kosova’da teknik okulu yoktu, aslında, teknik okulu o yıl biçimlenmeye başladı, Mitroviça’daki makine bölümünde. Fakat ben ise elektrik mühendisliği dalındaydım. 

Niş’e gittiğimde Sırpça konuşmuyordum, orada öğrendim. Çok ciddi bir okuldu, bana çok fazla bilgi kattı, bir yıl sonrasında dili öğrenmiştim. Yani, öğrenimimi Belgrad Üniversitesi makine bölümü, madencilik fakültesinde tamamladım, zamanında, herhangi bir problemsiz.

Erëmirë Krasniqi: Bay Minir, ilkokulda olduğunuz zamana dönebilir miyiz, bize anlatır…

Minir Dushi: Ne zamana?

Erëmirë Krasniqi: Eğitim sistemi nasıldı, Arnavutça okullar niye o zaman kuruldu? Sırpça olduğunu söylemiştiniz, sonra ise Arnavutça olarak kurulmaya başlamış.

Minir Dushi: Arnavutça…

Erëmirë Krasniqi: Oraya nasıl gelindi?

Minir Dushi: Ah?

Erëmirë Krasniqi: Ne oldu ki Arnavutça eğitim almaya başladınız?

Minir Dushi: Evet, kurtuluştan sonra, başladı, eğitim konusundaki gelişmeler Kosova’da başladı. Sonra, yani, ortaokul hariç, yani mesleki ortaokuldan bahsediyorum, Shkolla Normale [Normal Okul] Yakova’da kuruldu. Fakat, dediğim gibi, ben Niş’te devam ettim. Ve kademeli olarak diğer okullar da kurulmaya başlıyordu, farklı derslere, Kosova’da. Sonra ise her şeyle işim bitmişti, mühendis olarak geri geldiğimde, 1958 yılında maden mühendisi olarak Trepça Maden Ocaklarına geldim, o zamanlarda ocak değildi, Trepça’ydı, Trepça kuruluşu, ondan… 

Erëmirë Krasniqi: Bay Minir…

Minir Dushi: O yıldan beri, 58’, ben devamlı olarak Trepça Ocağında çalıştım. 61 yılında Mitroviça’da Shkolla e Lartë Teknike [Yüksek Teknik Okulu] kuruldu. O zamanlarda, yetkili Kosova Yürütme Konseyi beni Mitrovica’daki Shkolla e Lartë‘nin direktörü olarak atadı. Orada beş yıl boyunca çalıştım, beş yıl… 

Erëmirë Krasniqi: Bay Minir, Ulusal Kurtuluş Savaşı ile ilgili yaşam hikayenize geri dönebilir miyiz ve…

Minir Dushi: Evet, evet, ona geri döneyim. Fakat sadece şu anlattığımı bitireyim… beş yıldan sonra, bir mühendis olarak, beni Trepça Ocağına atadılar, Zveqan’da Kurşun ve Çinko Enstitüsü’nün kuruluşu 1965 yılında olmuştur. Enstitünün 12 yıl boyunca direktörlüğünü yaptım. Aynı zamanda da Üniversitede çalışıyordum.

Priştine Üniversitesi kurulduğunda, yüksek eğitim enstitüsünün ilk rektör yardımcısı olarak seçilmiştim. İki yıl boyunca rektör yardımcısı olarak çalıştım ve sonra Üniversitede, Üniversitede… Sanırım Kosova’da Trepça ve ayrıca Ocakta eşzamanlı olarak çalışan tek kalifiye personel bendim… ayrıca Üniversitede de. İki işim vardı, bilime karşı tutkuluydum, üretmeye de öyle, ben de bu yüzden iki işi de yaptım.

Üniversiteden sonra, dediğim gibi, diğer fakülteler de kurulmuştu, fakat rektör yardımcısı olarak, ben Maden ve Metalurji fakültelerini kurdum. Başlangıçta Teknik Fakülte yakınlarındaki Priştine’deki karargahla, devamında iki yıl sonra Mitrovica’ya transfer edildim. Mitrovica olmasının nedeni de Jeoloji, Madencilik, Metalurji ve Teknoloji bölümlerinin orada olmasıydı. İki dönem boyunca dekandım, dekanlık ve İçişleri Kurulunun bir üyesi olarak bir yıl boyunca iki görev için oradaydım.

Sonrasında niye Trepça’ya geri döndüm? 1978 yılında, Trepça’ya geri döndüm, Üniversitenin tekrar kurulması adına çalışıyordum, fakat farklı düzeylerde… Madencilik Enstitüsünde, bizim eskiden dediğimiz Kurşun ve Çinko Enstitüsünde, fakat farklı temelde, bilimsel enstitü olarak. 65 yılında kurulmuş olan çok bilimsel değildi, bilimsel faaliyet yasası uyarınca bilimsel olarak.

İki yıl, şey gösterilerden iki yıl sonra…

Erëmirë Krasniqi: 68’…

Minir Dushi: 81, 81’inde. UK [Kosova Üniversitesi] bir insanı üretimden alıp rektör atayabilecek durumdaydı. 

Erëmirë Krasniqi: Neden, bize bunu anlatabilir misiniz?

Minir Dushi: Çünkü sosyal bilimler çok gelişmişti ve siyaset bunu durdurmak istiyordu, onlar üretmek istiyorlardı, daha fazla üretmek ve ben de 81 yılında Üniversitede rektör olarak görevlendirildim, en elverişsiz zamanda, zor, öğrencilerin gösterilerinden sonra. Buna rağmen, ben memnunum çünkü görevimi başarıyla tamamladım, çok başarılı ve büyük problemlerle karşılaşmadan, profesörleri Üniversiteden kovma[dım] ve… Sadece iki kişinin çalışma yerlerini değiştirdim ve diğerlerine hiç dokunmadım, siyaset böyleydi. 

Kaltrina Krasniqi: Nereden, İkinci Dünya Savaşı sırasında neredeydiniz?

Minir Dushi: İkinci Dünya Savaşı sırasında Kosova’daydım, Kosova’da ve SKOJ organizasyonundaydım, SKOJ üyesiydim. SKOJ’un üyesi olarak, çok genç olmama rağmen, 15 yaşında bile değildim, Gjakova Malësia’sındaki Bajram Curri partizan sırasına gitmek istedim. Ergendim, öyle deniyor ya, fakat istedim ve oraya gittim. 

Gri’ye gittim, Gri köyüne, Kosova operasyonel partizan karargahı komutanı Fadil Hoxha vardı. Orada bir ay kaldım, sonra kış saldırısı başladı, öyle deniyordu, o zamanlar, Almanlar partizanlara karşı gelirlerdi, onlar toplanmışlardı… bu, Gri’de ve Shkodra’dan tabur emir subayı Perlat Rexhepi. Gri’de başka bir grup partizan varken, pardon Gri değil, fakat başka şubede, fakat… Malësia’ya gidiyorlardı, ben de genç olduğumdan dolayı, dediğim gibi 15 yaşında, Fadil Hoxa, komutan beni davet eder, der ki, “Bak, Yakova’ya geri gitmen lazım..” buna karşıydım, “Yakova’ya geri dönmeyeceğim, partizan olarak kalmak istiyorum.” “Fakat bak,” dedi Fadil Hoxha, “saldırı geliyor, bizim onlara karşı duracak kaynaklarımız yok. Hepimiz gideceğiz. İşte bu yüzden bugün gitmen gerekiyor çünkü bir grup partizan ve hademe bugün Yakova’ya gidecek.”

O gün kar yoktu, bu konuşma sabah gerçekleşmişti. Saat 12’de bir grup partizan gitmek istediğinde, orada Emin vardı, o, ona Emin derlerdi, o baş hademeydi. Orada Petrović vardı, Yakova’lı bir Sırptı, sonra Hysni Doburna vardı, başka biri daha vardı, kim olduğunu hatırlamıyorum. Biz Yakova’ya gitmek için ayrıldık ve kar buramıza kadardı {karnına kadar dokunur}. Küçük İtalyan shiniellim vardı, hatırlıyorum da üstündeki buz kalındı {iki parmak kalınlığı gösterir}.

Ponushevc’e gledik ve Ponushevec’te akşamı geçirebileceğimiz bir yer vardı, aslında gün içerisinde, çünkü partizanlar sadece geceleri yola çıkardı, gün içerisinde değil. Akşam vaktine kadar orada kaldık, akşam, Yakova’ya gitmek için oradan ayrıldık, bütün grup. Yakova’ya gittik, Yakova’da bazı partizan yerleri vardı, geceyi orada geçirdim, yarındası günü kar hala aynıydı, ailem beni çok aramıştı. Babam Malësia’ya beni almaya gelmişti çünkü ben sadece bir çocuktum, nerede olduğumu bulmuşlardı, beni almaya geldiler ve babam beni eve götürmek istiyordu. Babama çok fazla sorun yarattım, auu {sesli anlatım}, ona kitabımda özür diledim, bunu yazdım, evet.

Sonra ise amcalarım, babamın Priştine’de bir dükkanı vardı, Priştinede, üretici, güzel bir dükkan, fakat çok fazla taşındı. Onlar dediler ki, amcam ve babam, amcalarım ve babam, onu Priştine’ye götürelim, orda hiç kimse onu tanımıyor ve ben de Priştine’ye gelip orada iki yıl boyunca yaşadım…

Erëmirë Krasniqi: Dükkanınız Priştine’nin neresindeydi? Neredeydi?

Minir Dushi: Çeşmenin orada, kapalı çarshi’nin orada, çeşme, çeşmenin bazı kalıntıları hala bugün orada duruyor, Reziqi Baskı Evninin altında, o tarafa giderseniz, görebilirsiniz, evet ve ben de burada 45 yılına kadar kaldım, sonra da Yakova’ya geri döndüm ve öğrenimime başladım, semimatura gibi şeyleri tamamladığımda, Niş’e gittim, daha önce anlattıklarım

Erëmirë Krasniqi: Bize Priştine ve Yahudilerden biraz daha bahsedebilir misiniz, çünkü geçen seferde Skenderbeg ünitesinin gelip onları sürgün ettikleri zamanı hatırladığınızı söylemiştiniz.

Minir Dushi: Eh, bende olduğunu unuttum [mikrofonu kastediyor]. Jak adında bir Yahudi çocuk, bizim dükkanda çalışıyordu, o Yahudi. O çok iyi biriydi, fakat eskiden biz ürünlerimiz görülsün diye dışarıya koyardık, bazı mendilleri koyardık ve köylüler gelip “Bu mendilin fiyatı ne kadar?” diye sorarlar, “Bu 100 lek” O da, “Bu 120 lek” derdi, “Jak, niye onlara böyle diyorsun?” dediğimizde, “Biz daha yüksek para söylemeye alışığız bu sayede indirim yapabiliriz.” derdi. Sonra da 100 lek derdi (gülüyor). Böyleydi, evet. 

Yahudi evlerinde yaşadım, iki Yahudi evinde, bir tanesi hala orada, resimi çekilse iyi olurdu, kütüphaneye yakın, ulusal kütüphane, eski kütüphane…

Erëmirë Krasniqi: Hivzi Sylejmani…

Minir Dushi: Artık Hivzi Sylejmani mi deniyor?

Erëmirë Krasniqi: Eskiden böyle deniliyormuş…

Minir Dushi: Evet, orada bir, evet kütüp… ev. O gece Yahudilerin alındığına şahit oldum, onları topladıklarında, çünkü ben evdeydim. Bir amcam her Pazartesi günü Salı pazarı için gelirdi, Çarşamba sabahı da Yakova’ya geri dönerdi. Ayrıca, ansızın kapı şey olduğunda amcam da o gece oradaydı, çekiç tokmaklı bir kapımız vardı, onlar gelip sertçe kapıya vurdular, dd, dd, dd {sesli anlatım} bugüne kadar hala unutamadım. Sonra, evet, bim… bom, bom bom {sesli anlatım} kapıyı devirip içeriye girdiler.

Koridora geldiklerinde, amcam dışarıya çıktı ve onlar dediler ki, “İçeri gir.” Onlar aslında SS Arnavutlardı, o alaydan… 

Erëmirë Krasniqi: Skanderbeg…

Minir Dushi: Skenderbeg, evet ve onlar… bütün Yahudileri aldılar, ev bomboş kalmıştı. Onları olduğu gibi aldılar, pijamalarıyla. Bizim [dilimiz tutulmuştu]… çok korkunç bir durumdu.

Kaltrina Krasniqi: Onlardan kim vardı?

Minir Dushi: O aile, büyük bir aile değildi, Üç yada dört çocukları vardı, ayrıca anne ve baba. Biri benim yaşımdaydı, orada bir yere saklanmaya çalışan oğlanı buldular, onu alıp dövdüler ve hapishaneye gönderdiler, yada…

Cumartesi günleri, Yahudiler ateş yakmazdı ve Cumartesileri bana hep ateş yakmam için rica ederlerdi, fırını, çünkü onlar yakmazdı. Salomon amcanın sakalları buraya kadar {karını gösteriyor} uzanırdı, sabahları uyandığı zaman, İncil’i okurdu ba, ba, ba, ba, onu yukarıda duyardım, benim odam aşağıdaydı, o hiç durmazdı, sadece yemek yiyip uyuduğu zaman, korkunçtu. Başka ne diyebilirim ki?

Erëmirë Krasniqi: Yahudiler ve onların dükkanları ile ilgili başka hikayeleriniz var mı, sizin var mıydı, sizin dükkanınızın olduğu yerde onların da dükkanları var mıydı?

Minir Dushi: Evet, elbette. Biz… Priştine’nin ana çarşia’sıydı. Benim komşum, komşum, Priştine’li insanlardı, Batalli, Qamil Batalli tanınmış…

Erëmirë Krasniqi: Yazar…

Minir Dushi: Öğretmen olarak, evet, Qamil Batalli. Onun üzerinde Shehi vardı, soy isimleri Shehi idi, qeleshe yapıyorlardı, Yakovalıydılar, qeleshe yapıyordular. Benim diğer tarafımda aşağıya doğru, orada yine Yakovalı bir komşu vardı, Jahja Dibra, Jahja Dibra, tüccar, çok donanımlıydı. Karşı tarafta, karşı tarafta Sırplar vardı, aslında bir Sırp, bir adam, Sırplı, Priştineli bir centilmen. İki oğlu vardı, çok usluydular, kızları Arnavutluk’tan Dhimitër Folani ile evliydi, Arnavutluk’tan öğretmenle, Dhimitër Folani, tanınmış biriydi, evet.

Ve birbirimizle iyi geçinmek için çaba sarfederdik, onu selamlardım, ismini unuttum, onların babası, o bir tüccardı, çok ciddi ve…

Kaltrina Krasniqi: Yahudiler nerede yaşardılar? Kasabada daha konsantre olarak yaşadıkları bir bölge var mıydı?

Minir Dushi: Hayır, onu bilmiyorum, fakat onların evleri, evleri, nasıl desem… daha önce yaşamış olduğum iki evi biliyorum, fakat… diğer evleri bilmiyorum. Onların sinagogu da…

Kaltrina Krasniqi: Neredeydi?

Minir Dushi: Orada şeyde… dinle, Çarshia’yı biliyorsun, Çarshia’nın camisini biliyorsun, onun karşısında hep tüccarlar vardı, dükkanlar, hepsi. Şimdi anıtın olduğu yer…

Kaltrina Krasniqi: Kardeşlik ve Birlik.

Minir Dushi: Evet, evet. Orada çok fazla dükkan vardı, çok fazla, çünkü Priştine bir ticaret kasabasıydı ve ürünler orada çok satılırdı. Orada bir yerlerde sinagog vardı, fakat hatırlamıyorum. Başka ne istiyorsun?

Erëmirë Krasniqi: Dükkanınızda ne satardınız, zhguna ve diğerlerini satar mıydınız…

Minir Dushi: Hayır, zhguna Yakova’da…

Erëmirë Krasniqi: Evet, peki ya burada Priştine’de?

Minir Dushi: Biz burada tekstil tüccarlığı yapıyorduk, dükkanımızda. Evet, evet, Master Faik diye biri vardı, benim dükkanımdan biraz daha ötede, uzakta… Master Faik, o da Yakovalıydı, fakat o uzun zaman önce buraya zhgunexhillëk dedikleri şey ile çalışmak için gelmişti, zhguna dikmek için, o çok iyi bir adamdı, kendisi Türkiye’ye taşındı. Şimdi size bunu anlatmamı ister misiniz, bunlar çok… Ben onu aramak için Türkiye’ye gittim, diğerlerinin arasında, Master Faik’i aramaya gittim. Bana dediler ki Master Faik Bursa’da, Bursa’da.

Bursa’ya gittim ve merkezde arabamı park ettim, dışarı çıktım ve bazı çocuklar saklanarak aralarında Arnavutça konuşuyorlardı. “Çocuklar siz nerelisiniz?” “Biz Arnavutuz.” “Evet ama nereli?” “Biz burada yaşıyoruz.” İçlerinden biri daha büyüktü. Ona sordum ki, “Ben Master Faik’i arıyorum, onu hiç duydunuz mu?” “Valla…” dedi, “Seni Priştinelilerin dükkanına götürebilirim, o duymuş olabilir.” “Hadi gidelim.” O geldi, yanımda durup bana arkadaşlık etti ve dükkana gittik. Yukarıdan… Bursa nasılsa açık bir şehir, yukarıdan seslenir, ben kendimi tanıttım ve onları tanıdım, onlar aslında Gilanlıydı. Çok tanınırlardı.

Onların ailesinden iki üç profesör Teknik Fakültesinde ders verirdi, fakat şimdi soy isimlerini hatırlayamadım, Nexhat Orana, Orana, Orana’nın dükkanı, evet. “Valla…” dedikten sonra, “Benim bildiğim kadarıyla Master Faik burada değil, İstanbulda.” dedi. “Onu orada bulamadım.” Şimdi de benimle gelen çocuk dedi ki, “Sana arkadaşlık yapıp Osmanlı türbelerini görmen için seni oraya götürmemi ister misin? Ben şey ile hazırım…” “Evet.” “Hadi.”

Çok heybetliydiler, ilk Osmanlı, o kocaman türbe’leri vardı, çok heybetli, fakat aynı zamanda, o… ben eşimle birlikteydim, o çocuk gitti. Ben de bazı çocukların arkamızdan geldiğini gördüm. Bir noktada biz de dinlenmek için oturduk, o çocuklar da gelip  tt-tt-tt {sesli anlatım} “Biz Arnavutuz, arkanızdan geliyorduk çünkü Arnavutça konuştuğunuzu duyduk.” evet, vesaire. 

Erëmirë Krasniqi: Bu 50’lerde Arnavutların Türkiye’ye göçü, yani tüccarların bir kısmı da o zaman gitti. 

Minir Dushi: Evet, evet, evet. O zaman gittiler, göç… özellikle 56 yılında, burda yaşayan bazı kuzenlerim, İzmir’e göç ettiler, İzmir. Onları görmeye gittim ve bahsettiğim gibi Master Faik’i aradım. İzmir’de Priştine’li çok fazla insan vardı, çok fazla aileler… eskiden iki veya üç trenle göç ettikleri zaman, fakat ürünlerini yanlarında götürememişlerdi. Evler, evlerini satarlardı, fakat diğer şeyleri burada brakırlardı. Bu böyleydi.

Erëmirë Krasniqi: Yakova’ya nasıl geri döndünüz? Yakova hakkında konuşmak ister misiniz yoksa hala Priştine hakkında mı konuşacaksınız?

Minir Dushi: Aha, hayır sana onu anlattım. 

Erëmirë Krasniqi: Bize biraz bu marketi anlatabilir misiniz, bu kapalı market neredeydi?

Minir Dushi: Kapalı çarşı…

Erëmirë Krasniqi: Pardon, kapalı çarşı?

Minir Dushi: Kapalı çarşı oradaydı ve oradaki tüccarlar biraz daha… Türkçe buna Kapalı Çarşı diyorlar…

Erëmirë Krasniqi: Kapali.

Minir Dushi: Kapalı çarşı, kapalı çarşı. Orada bir sürü dükkan vardı.

Kaltrina Krasniqi: O zamanlardan beri şehir nasıl değişti anlatabilir misiniz?

Minir Dushi: Priştine’yi iyi hatırlıyorum ve çok fazla işareti biliyorum, eski neredeydi, yeni nereye geldi, çok fazla. Değişimler temel oldu. Bir Türk şehriydi fakat çok gelişmemişti, oldukça gelimiş ama… bizim gelişme zamanımız geldiğinde ise, temeller değişti, o zamanlarda bu binalar, Ulusal Tiyatronun olduğu yer, orada minaresiz bir cami vardı, evet. Onun önünde hatırlıyorum bir, Koxhaxhiku’nun nerede yaşadığını hatırlıyorum, onlar tanınmışlardı, Priştine’de tanınmış bir aileydi, büyük tüccarlar.

Diğer yandan bu mahvolmuş bina tekrar inşa edildi, Union [Hotel] denilirdi…

Erëmirë Krasniqi: Union, evet. 

Minir Dushi: O zamanlarda vardı, orası, orası sinemaydı, ben orada birkaç, birkaç film izledim…

Erëmirë Krasniqi: Her zaman bir misafir evi değil miydi?

Minir Dushi: Ne?
Erëmirë Krasniqi: Her zaman bir misafir evi değil miydi?

Minir Dushi: Evet, üst katı misafir eviydi, fakat aşağıda konser salonu ve…

Erëmirë Krasniqi: Oh, aşağısı.

Minir Dushi: Evet, evet. Shasivari kardeşler vardı, onlara ait olduğunu söylerlerdi. Onlar çok şey insanlar değillerdi… çünkü onların uğraşı… işgalci ile işbirliği yaptılar. Onlara ne oldu bilmiyorum. 

Kaltrina Krasniqi: Peki ya diğer kısımları?

Minir Dushi: Ne?

Kaltrina Krasniqi: Diğer kısımları…

Minir Dushi: Bütün diğer binalar yıkıldı, herhangi biri hala orada yok herhalde.  Korzo oradaydı, korzoyu iyi hatırlıyorum, orada bir kitapçı vardı, kayınbiraderimindi, biraz daha uzakta, Yakovalı Shllaka’lar, o Kukës’ta yaşıyor, Kukës’ta, Kukës’ta. Onu hatırlıyorum, o kitapçıyı…

Kaltrina Krasniqi: Neredeydi?

Minir Dushi: Orası ana çarşıydı, pazar değildi, ana cadde, ana cadde, burada yazdım… cadde… Priştine, sanırım UÇK caddesi, şimdi orası önceden olduğu gibi eski ve kenarlarda da binalar inşa edilmiş. Eskiden Divan Yoli caddesi denilirdi, Divan Yoli caddesi, niye? Çünkü kral ordan geçmiş, İkinci Sultan Hamit, Kosova’yı ziyarete gelmiş, medrese açmaya gelmiş, aslında İslam Üniversitesi, bugünki o bina…

Erëmirë Krasniqi: Şey Bakanlığı…

Minir Dushi: Sağlık, o zamanlarda orası inşa edilmişti, orası Türkiye’nin binası, o orasını açtı ve Divan Yoli caddesinden geçti, Priştine’de uzun süredir olan insanlar orasına böyle derler.

Erëmirë Krasniqi: O zamanlarda Priştine’nin merkezi neresiydi?

Minir Dushi: Şehir merkezi yaklaşık olarak bugün Ulusal Tiyatronun olduğu yerdeydi, oradan aşağıya doğru ana caddeydi, dükkanları görürdün… her yerde insanlar sıkça şehirdeki en güzel caddeyi seçerler, Priştine’de burası orasıydı, Yakova, Mitroviça, Prizren’de  çeşmenin olduğu yer vesaire. Bu da orasıydı… 

Erëmirë Krasniqi: Peki ya bugün üniversite ve katedralin olduğu yer…

Minir Dushi: Ne?

Erëmirë Krasniqi: Bugün Lakrishte’nin olduğu yer, önceden orada ne vardı?

Minir Dushi: Üniversitenin olduğu yerde mi?

Erëmirë Krasniqi: Evet, orada ne vardı?

Minir Dushi: Orada kışlalar vardı. Kışlaya giriş vardı, onlar neredeyse bizim olduğumuz yerdeydi, giriş, kışlaya giriş. Bugün Rektörlük binasının olduğu yerde ise gardiyanlar vardı, ordu, anlıyor musun?

Erëmirë Krasniqi: O zamanlarda rektörlük binası nasıl bir binaydı?

Minir Dushi: Bilmiyorum, ordu, fakat bugün orada olan aynı bina, onları biz inşa ettik, onları değiştirme şerefi bana ait oldu ve evet. Şu anda üniversitenin olduğu bütün o yerde kışlalar vardı. Çocukken, kışlaların içine çok kez girdim, gizlice, çünkü amcam logordaydı. Amcam logora götürmüşlerdi çünkü o bir partizandı ve partizanlara yardım etmişti… ona ekmek veya öyle birşey getirmek için gelmiştim. Bunlar çok mesafeli iletişimlerdi. Onu burada vurdular, hepsini vurdukları yerde bir işaret var. 

Kaltrina Krasniqi: Nerede?

Minir Dushi: Tarih Ensitüsünde, orada, orada bir işaret var, küçük bir anıt var orada… şeyde…

Erëmirë Krasniqi: Önceki gün bana Yahudilerin Tauk Bahçe’de öldürüldüğünü söylemiştin bu yüzden…

Minir Dushi: Yahudiler, Yahudileri aldıkları zaman, birkaç Yahudi. Yahudi Buk vardı, Yahudi Buk varlıklıydı, onun para verdiğini söylerlerdi, onu da alıp Yahudi mezarlığında vurdular.

Kaltrina Krasniqi: Onları aldıktan sonra Yahudi mülküne ne oldu?

Minir Dushi: Bilmiyorum, bilmiyorum, bazıları mülkleri sattılar, ne bileyim, fakat çoğu yer öylece kaldı. Şimdi ben de size bir şey daha söyleyeceğim, yedi sekiz yıl önce, İsrail’den bir Yahudi geldi, o bir Yahudiydi.

Erëmirë Krasniqi: Priştineli mi?

Minir Dushi: Hayır, hayır, Saraybosnalıydı ve biri ona dedi ki, “Ben maden mühendisiyim, madenlerde ve öyle şeylerde çalıştım, onu da bana getirdiler,” ve dedi ki “Ben geldim, ben…” böyle, böyle, “Eskiden Novobërda’da olan Yahudi mezarlığına gittim.” Dedim ki, “Valla bilmiyorum, bilmiyorum.” Fakat sonra uzun görünümlü bir mezarlık bulduklarını söylediler, Yahudi mezarlığı denmiyordu Kaurr mezarlığı deniliyordu, Kaurr Mezarlığı, yarındası günü orasını buldular (gülüyor).

Erëmirë Krasniqi: Biz…

Minir Dushi: Bu fotoğrafları görüyor musunuz? Sizin aldıklarınız?

Erëmirë Krasniqi: Evet, evet biliyoruz.

Minir Dushi: İçlerinden biri 12 yıllıktır, biri de 18 yıllıktır, yani orada sende var…

Kaltrina Krasniqi: Çocukluk dönemine dair bir soru daha…

Minir Dushi: Ne dönemi?

Kaltrina Krasniqi: Çocukluk, çocuk olduğunuz zamandan.

Minir Dushi: Oh, çocukluk.

Kaltrina Krasniqi: Priştine’de. Kamu hayatında kadınlar var mıydı?

Minir Dushi: Ney var mıydı?

Kaltrina Krasniqi: Kadın.

Minir Dushi: Kadın?

Kaltrina Krasniqi: Kamu hayatında.

Minir Dushi: Hayır, hayır, hatırlamıyorum. Sana buna benzer bir şey söyleyebilirim… Kusura bakma, olur mu? Bir müşteri dükkanımıza geldi, acele içindeydi, “Niye acele ediyorsun?” “Buraya nasıl gidilir biliyor musun?” “Ne?” “Shyqeri Begu’nun fabrikasına…” Orası çok uzaktı he he {sesli anlatım}. Benim dükkanımdan Shyqeri Begu’nun fabrikası, neredeydi biliyor musun? Burada ProCredit Bankasında, merkezde, hala Shyqeri Begu’nun fabrikasına dair bazı izler var.

Pirştine’nin köşesi vardı, Priştine’nin köşesi, “Shyqeri Begu’nun fabrikasına nasıl gidilir biliyor musun?” “Aiiii {sesli anlatım}, nereye gitmen lazım…” (gülüyor)

Kaltrina Krasniqi: Tamam.

Erëmirë Krasniqi: Dükkanınızın adı neydi? Bir adı var mıydı?

Minir Dushi: Hayır, tekstil dükkanı. Eskiden soyisimleri bile yazmazlardı, fakat yine de bilirdin. Bu Batalli’nin dükkanı, bu Jahja Dibra’nın dükkanı, bu Beg Dushi’nin dükkanı, anlıyor musun, fes şapkaları yaptıkları dükkan… 

Erëmirë Krasniqi: Ayakkabı tamircisi var mıydı?

Minir Dushi: A?

Erëmirë Krasniqi: Ayakkabı tamircisi var mıydı?

Minir Dushi: Hayır, pazar iyi organize edilmişti. Şehir Türkiye’nin zamanında bile iyi organize edilmişti, örneğin zhgunaxhitë, kallajxhitë, qeleshxhitë, üretimci Yakova’da vardı, hepsi yerindeydi. 

Kaltrina Krasniqi: Üretimci ne demek?

Minir Dushi: Ne?

Kaltrina Krasniqi: Ne demekti?

Minir Dushi: Tekstil metrelerle satılır, metrelerle…

Kaltrina Krasniqi: Materyal, kumaş ve diğerleri…

Minir Dushi: Evet, kumaş ve diğerleri, böyle bir üretimci.

Erëmirë Krasniqi: Kumaşı nereden alırdınız?

Minir Dushi: İtalya’dan, eskiden İtalya buradaydı. Malları İtalya’dan getiriyorlardı, Arnavutluk’ta bir sürü İtalya’dan gelen mal vardı auuu {sesli anlatım}, kaliteli ve ucuzdular.

Kaltrina Krasniqi: İtalyanlardan korkuyor muydunuz?

Minir Dushi: Hayır, İtalyanlardan korkmuyordum. Onlar uysallardı, uysal insanlardı.

Erëmirë Krasniqi: Ne oldu da siz Yakova’ya geri döndünüz? Dönmenin güvenli olduğunu nasıl bildiniz?

Minir Dushi: Orada yapıt vardı… bak, partizanlar buraya geldiklerinde, hiçbir ticaret yoktu, kapalıydı, bütün malları almışlardı. Burada kalmak için bir neden yoktu, ben de Yakova’ya geri dönmem gerektiğini ve okula devam etmem gerektiğini düşündüm çünkü başka bir yol yoktu. Hayır, geleneksel olarak biz ticaret yaptık, fakat biz bu işin bittiğini gördük, bu yüzden okuluma devam ettim, yani okula gidebildim, çok şeye ulaştım. Böyle. Başka bir şey var mı?

Kaltrina Krasniqi: Evet…

Erëmirë Krasniqi: Evet, size o zamanlarda nasıldı diye sorabilirim, yani yaşam tarzı ticaretten eğitime tamamen değişti. O yeni hayat nasıldı, çünkü yeni bir devlet, değişti…

Minir Dushi: Eskiden, hayatın oryantasyonu ticaretle çalışmakla alakalıydı ve kahve ile, kafe sahipleri, ne bileyim, ticaret ile, ticaret ile, anlıyor musun? Evet, bugün tamamen farklı, taban tabana zıt. Yakova’da birşeyi hatırlıyorum, Haki Taha, Haki Taha’nın kim olduğunu biliyorsun, değil mi?

Erëmirë Krasniqi: O…

Minir Dushi: Miladin’i öldüren kişi.

Kaltrina Krasniqi: Miladin Popović.

Minir Dushi: Evet. O benim Yakova’daki öğretmenimdi, o bir kişiydi, elbette, bir vatansever ve takdir edilir eğitimi vardı. Yakova’daki beyaz şapkalı kafe sahiplerini topladığını hatırlıyorum, fes şapkalarıyla ve dışarı kutlamalar için çıkardı.  Eiii {sesli anlatım} burada söylenecek çok şey var, fakat size bir şeyde yardım eder mi bilemiyorum, bilmiyorum.

Erëmirë Krasniqi: Evet, evet, hem de çok. Çok teşekkür ederiz. Geri döndüğünüzde Yakova’da hayat nasıldı, sadee hikayeler, basitçe…

Minir Dushi: Yakova’da, Yakova’da, ticaret yeri vardı, fakat satışlar Priştine’deydi, yani dağıtım da Priştine’de olurdu. Yakova’da yaşamak için çalışırdın. Yakova’da binlerce dükkan vardı, Çarshia, büyük Çarshia, küçük Çarshia, fakat onlar çok… iyi tanınmış, iyi tanınmış. Dediğim gibi, orası da çok iyi organize edilmişti. Üretim bu tarafta, diğer zanaatlar başka tarafta, böyle.

Yakova’daki bütün Sırpların şeyle ilgilenmesi ilginçtir,şeyle… zanaata dahildiler. Bütün Sırplar  teneqexhinjë, kallajxhi, opongaxhijëticaret ile ilgilenmezlerdi.

Kaltrina Krasniqi: Niye?

Minir Dushi: Çünkü yapmazdılar, ticaretle ilgilenen iki büyük ev vardı… dediğim gibi opongaxhijë, onunla dört, aynı zamanda kafe sahipleri vardı, kafe sahipleri. Yakova’lı Sırpların uğraştığı şey buydu, fakat sadece birkaç Sırp vardı.

Erëmirë Krasniqi: Ailenizi nasıl buldunuz?

Minir Dushi: Ne?

Erëmirë Krasniqi: 45 veya 46 yılında Yakova’ya gittiğinizde ailenizi nasıldı?

Minir Dushi: Bulmakta bir sıkıntı yaşamadım, yoksa nasıl bir durumda olduğunu mu soruyorsun?

Erëmirë Krasniqi: Evet, nasıl durumda…

Minir Dushi: İyi bir durumdaydılar, ticaretle uğraşıyorlardı, sonrasında şeye başladılar…

Erëmirë Krasniqi: İkinci Dünya Savaşında bir kayıp olmamış mıydı?

Minir Dushi: Hayır, kayıp yoktu, fakat partizanlar o zaman geri döndüler, zamanın değerleri onları kapitalist ilan edecek şekildeydi. Bütün malları aldılar, bütün malları aldılar. Fakat ortaya çıktı ki, insanların dediği gibi, “Partizanlar tüfeğimizi aldı ve topunu bize bıraktı.” Yani eğitim, eğitim. Onlar hepsini aldı, fakat aynı zamanda, bize topunu verdiler, eğitim, hepimiz eğitim aldık, çok ilericiydi.

Download PDF