Urban Memoryscapes, Lumbardhi Vakfı ve Kosova Sözlü Tarih Girişimi işbirliğinde yürütülen disiplinlerarası bir projedir. Proje araştırma, arşivleme ve sergilemeden oluşmakta olup, Prizren şehrinin 20’nci yüzyılın ikinci yarısını kapsayan toplumsal, kültürel ve iktisadi tarihini konu almaktadır.

Bu proje aracılığı ile on katılımcı geçmişi belgeleme teknikleri öğrenip, birikmiş bilgi ile interaktif bir biçimde çalışarak bir dijital arşiv, çevrimiçi ve fiziki sergi ile bir yayın hazırlayacak ve en önemlisi toplulukları hakkında bilgi üretip, Prizren şehri ve sakinlerinin kültürel ve kentsel kimliğini şekillendirmiş önemli bir dönem hakkında bir öğrenme sürecine dahil olacaklar.

Bu proje Fransız-Alman Kültür Fonu, Fransız Büyükelçiliği ve Alman Büyükelçiliği desteği ile gerçekleşmiştir.

Hadije Gështenja

Çevirmen

Kosova’da film gösterimler ile başladı, bir süre sonra da, İtalyanların olduğu Arnavutluğa da gitti, Tiran’da sinemalar vardı o zaman. […] Gençler çok film izliyorlardı, çok. Sadece gençler değil, yaşlılar da. Babam bir arkadaşını anlatırdı, 4’te girerdi, ardından çıkıp 6’da geri girerdi, ardından yine çıkıp, 8’de girerdi. Günde üç film seyrederdi.  […] Sonra büyüdüğümde, broşürler vardı, filmlerin içeriğinin olduğu, babam verirdi, bakardım onlara, okurdum ve hangilerini seçeceklerini önerirdim. Filmler hakkında çok şey bilirdin, oyuncular hakkında da, yönetmenler hakkında da, konular hakkında da.

Rexhep Hasani

Avukat

Prizren’de kalmaya karar verdim, çünkü burayı en çok beğendim, çocuklar en çok Prizren’e uyum sağladılar. Buraya ‘66 senesinde geldiğimden berii hepsi burada arkadaş ve eş bulup, adapte oldular. Ben de adapte oldum. […].  Gilanda dedim ki, burada çok iyi vakit geçirdim ve burada bütün arkadaşlarım var, Priştine’ye gitsem, tüm Kosova orada, Podujeva orada, Drenas, Peya, Cakova, hepsi var, tüm Kosova Priştine’de, fakat burayı en çok sevdim, o zaman arkadaşlıklar kurdum, ve şimdi […]

Doğrusunu söylemem gerekirse, Prizren’de hayat çok değişmedi, bir tek hayatın biraz daha canlı olması hariç, yani gece hayatı, yoksa değişen pek birşey yok.  […] Prizren sadece bir çarşıydı, şimdiki gibi barlar yoktu, Şadrıvandaki çarşı vardı, sonra da Maraş kısmı çıktı […] taş köprüsünden, demir köprüsünden […]  oradan çarşı vardı, taş köprüsünden oraya. Bir ara oluştu, yoksa öncesinde yoktu, Şadırvandaydı. Ama çok iyiydi, hayat renkliydi […] Çıkmadığımız gece yoktu, görevde olduğumuz geceler hariç  […] kahvelere pek değil, ama sürekli çarşıya çıkıp yürüyorduk.

Xheladin Kastrati

Kemancı

Hırvat milli marşının Arnavutça dilinde olduğunu bilmiyordum. Bu kitap {kitabı işaret eder}…bu şarkı Kol Pjetër Shiroka tarafından Arnavutçadan Hırvatçaya çevrildi, kitap hala var. Şarkıyı seçtim çünkü dörtsesli idi. Onu söyledim ve bilmiyordum ve insanların ayağa kalktığını görünce, neden ayakta olduklarını anlamıyordum ve biri yanıma gelip ‘Bir daha, lütfen’ dedi. Ağlıyordu, izleyiciler ağıyordu, ‘Bir daha, lütfen, bir daha!’ Hırvatistan milli marşı olduğunu anladım, şarkının adı ‘Oh benim sevgili anavatanım’ idi.

Vait Krasniqi

Öğretim

Örneğin, şu yıla dönecek olursak, ‘81 yılına, benim ailemdeydi, çünkü o dönem öğrenciydik ve protestolarda yer alıyorduk, parolalar yazıyorduk, vesayire, ve … yazılan bazı parolalar, onların deyimiyle ‘Kosova Cumhuriyet’ demek devrim-karşıtı oluyordu ve böylece köye gelmişler, öğrencisi olan birkaç evi aramışlar, lise ya da üniversite ayırt etmeksizin, bizim eve de gelmişler, basmışlar, ve… ben orada yoktum, Priştine’deydim, üniversitede, olmadığımdan da, kardeşimi almışlar, hiçbir suçu olmadan, ve iki ay hapiste tuttular. Böylelikle uzun bir süredir Priştine’den eve gelmedim ve geldiğimde, yaklaşık üç ay sonra, herhalde birinin onları uyarması üzerine, bilemiyorum, beni de aldılar ve iki ay hapis yattım, yani, sadece… sadece öğrenci olduğum için…protestolara gittin mi, parula yazdın mı, ne istiyorsunuz, tüm o ızdıraplar.

Shefqet Rexhepi

Printeks fabrikasında eski çalışan

Biz işçiler olarak çok iyi geçinirdik, her milleten bireyler vardı, arnavut, türkler vardı, sırplar vardı, ama aile gibiydik, ne yapacağımıza dair herhangibir kuşkumuz yoktu […] Sağlık üst düzeydeydi, dişçimiz vardı, her şey vardı. Nasıl diyebilirim, devlettik, devletin neyi varsa bizim de vardı, ‘Printekste’ hepsi vardı.

İdari birimler ile ilişkimiz iyiydi, orada hukuk hukuk idi. En basit çalışandan en üst düzeye kadar, yasalar herkes için geçerliydi. Eski Yugoslavyanın sendikasının çabası çalışanların hiçbir şeyden şikayetçı olmaması içindi. İşçiler her ne istediye oldu, her ihtiyaçları karşılandı’.

Indira Çipa

Piyanist

Agimideki aktiviteyi bir…millete bir armağan, ruhani bir şey olarak gördüğüm ve belki de benim ve hepimizin tutulduğu son çınardır. Millete armağan, şehre armağan ama benim için de büyük kazançtı, çünkü o aktiviteden çok sevgi aldım, çok övgü aldım. Eminim insanlar da biliyordur ki ruhumu oraya verdim ve sadece ben değildim. Ben oradaydım çünkü diğer herkes de oradaydı. Hepimiz o aktiviteyi çok seviyorduk. Birinin diğerine ilham olduğunu söyleyemem, ama hiçbirimiz diğeri olmadan çalışamazdı. Agimi insan olarak İndira iken, piyano bir profesyonel olarak İndira’dır her ne kadar…biri ötekinin parçasıdır…ona kalbini vermeden sanat yoktur.

Zijadin (Ziko) Vardar

Projeksiyocu

Elli dertte açın başladım işlema o vakıt kauboyski filmler bakardilar. O imiştır formada. Kauboyski filmler, e sora başladi tebu indiya filmleri, altmiştan başladi indiya filmleri, sora başladi celma millet bioskop’a. Varimiştır sora nice seriski filmler ne celırdi, italyanların kauboyski. Kırk-beş dakika imiştır, ema dolardi, kırk-beş dakika varimiştır bi onbir dane seriyasi. Kazanmak varimiştır ondan, e kauboyski filmlerden onda da kazanmak varimiştır. En çok açın oynardi John Wayne, Tony Curtis em dabi tene angıli, onlar açın oynardi dolardi sala, çok olordi kalabalık. E sora başladi tebu sevda filmleri e onlarda celırdi da mitepliler bakma o filmleri. A bunlar kauboyski hep bakardi cençler, ehh ‘bam bum bam bum’ gangsterler sora kazani em şamarlari vurudilar.