Priştine araştırmaları kültür, tarih ve mimarlığa odaklanıyor. Bu boyutlar kişisel anlatılar yönüyle keşvediliyor ve kamusal söylemi ve yerel tarih anlatımını demokratikleştiren çok açılı hikayelerden oluşan bir havuz ortaya çıkarıyor. Dijital hikaye anlatımı yoluyla şehrin çoklu görüntüsünü su yüzüne çıkarmaya ve iki savaş arası dönemden başlayarak günümüze kadar devam eden şehirsel ve sosyo ekonomik gelişmelerin çok katmanlı anlayışına katkı sunmayı amaçlıyoruz.

Priştine Gezintileri projesi UNDP Kosova tarafından uygulanan Kültürel Mirasın Kapsayıcı Korunması dahilindeki Topluluklararası Diyaloğun bir parçası ve Avrupa Birliği’nin Barış ve İstikrara Destek Vasıtası (IcSP) tarafından destekleniyor.

Sonja Artinović

Ekonomist

Biz beraberdik, evet, bu evlerde yaşayan, o çok sevdiğim ahşaptan nalınlar giyen Türklerle birlikte zaman geçirirdik. (gülüyor) İşte o nalınlarla günümüzde artık olmayan, olmadığını düşündüğüm hamamlara giderdiler. Mesela onlarda parke yoktu fakat ahşap döşeme vardı {elleri ile anlatıyor} ve döşemeyi fırça ile  fırçalıyorlardı. Sarı, altın gibi sarıydı. Çok temiz insanlardı ve bugün hala burada olan benim Mazlumum, bildiğin gibi […] Birbirimizi yıllarca tanıdıktan sonra ve çok fazla sevgi ve çocukluk anıları yaşadıktan sonra, beni bebekliğimden beri tanıdığı için, ne tür insanlar olduğumuzu, nasıl olduğumuzu ve neler yaptığımızı bilirdi. Yani demek istediğim, tüm maceralarımız ve benzeri şeyler yanında bana nasıl lokum yapıldığını öğretti ve hatta katmer böreği ve kol böreğini yapmayı, herşeyi bana o öğretti. Benim annem de onlara başka şeyler öğretti, böylece alışveriş yaptık. Yani tam bir aile gibi.

Momčilo Trajković

Politik eylemci

Yeni binada eski Sırplar, eski Priştine Sırpları, eski Türkler ve eski Arnavutlar yaşıyordu. Şimdiki sinemanın olduğu yerde evleri vardı, eski Omladina Sineması, nerde olduğunu biliyor musunuz? Ve bu binalar inşa edildiklerinde, onlar eski evler oldukları için, eski ev sahiplerine apartmanlar verildi ve hepsi o binada yaşamaya başladı. Herkes o binaya yerleşti. Ben ve benden başka bir gazeteci daha böyleydik, ayrı yani. Diğerleri ise… yaşadıkları alanı olduğu gibi sadece bu binaya aktardılar: eski Arnavutlar, eski Sırplar, eski Türkler. Ve bu çok ilginçti. Oradayken, kapıların önünde oturmaya alışkın olduklarından, evlerinin önünde buluşup konuşmaları… bu zihniyet ve bu gelenek olduğu gibi apartman hayatına aktarılmıştı. İkisi de oraya banklar koymuşlardı, kahve vardı, her şey… bu bina hepsinden farklıydı. Ve böylece insanlar da birbirine yakındı.

Bir pozisyonda olduğum için ben ve Stihović diye biri, diyorum ki… Novobreg’den biri, biri Arnavut olan bu çocuk yuvasının yöneticisi Vitia, evet, hatırlıyorum Vitia. O zamanlar devlet görevlisiydim, siyasetle uğraşıyordum, ne kadar bildiğini bilmiyorum… Komitenin Genel Sekreteriyim […] Ve o bana geliyor, ‘Senin için ne yapabilirim, senin için, yoldaş Trajković?’ İşte bu şekilde. ‘Dinle, hadi, bak şimdi, yaşadığım binanın önüne bak, insanlar öyle, öyle iyi ki. Sen de birkaç ağaç dikebilirsin.’ Ve şimdi ağaçlar, şu tünelin hemen öncesinde, orada aşağıdaki binalar var ya biliyor musun işte bütün o ağaçlar… evet, onlar benim planım sayesinde oldu, rica ettim ve benim için ekildi. Kimse bilmiyor, orada yaşayan insanlar biliyor. Aksi takdirde, diğerleri bilmez. Bu böyle oldu, o… bu binanın hemen önündeki orman.

Mürteza Büşra

Gazeteci

Şte anlatıyor bu hikayeye benzeyen komik bi olay var, bu saatle ilgili. Sık sık bozuluyor ya Vıçıtırın’da varmış çok buna benzeyen ama iyi çalışan bi saat alır bu saati şeye nasıl… Arasa deseler ki ‘bak Priştine merkezdır sancak merkezi o saati versenız iyi olur’ diyecek yerde vermezlar yani şüphelenmişlar vermezler. E napmak, nasıl almak şimdi nasıl aldatmak şimdi, Vıçıtırınlilari. Alırlar bikaç köpek daha böyle havlayan köpekleri kuyruklarına bi şırılti yapacak, gürülti yapacak kutilar bişeler bağlarlar {elleriyle bağlama hareketlerini yapıyor} ve öyle bikaç tane köpek Vıçıtırın…

O Saat Kulenın bulunduğu yere o etrafa koyverırlar. Esnaf ta millet ta her geçen yav köpekler ne yapıyor ne gürültü yapıyor dikkatıni çekmiş. Dikkatıni çekiyor köpeklerın yaptığı bu gürültüsüne. O zaman gider bizım derler ya hırsızlara sarı çizmeli Mehmet aga demek çok büyük usta bi hırsız imiş falan. Buna benzeyen öyle bi açık gözli gençler bu şekilde girmişler, sökmişler o Vıçıtırın’daki saati hiç anlamamiş Vıçıtırınlilar hiç haberi yok yani. Sökmişler takmişlar Priştine’nın eski saatıni değiştirme gelmiş. Ancak zaman geçtıkten sonra anlamışlar ki bu, bu saat değişmiş yani ama nerden nasıl nice mutlaka öğrenmişlerdır bundan sonra. Yahu şte bak bu hırsızlık olayi! Yani şehır şehırın uğruna şehrıni daha güzel görmek içın neler yapılmamış yani bi örnek bu dimi.

Ilir Gjinolli

Mimar

Dönüşümleri izlediğimizde doğal olarak toplumun ve şehrin tarihsel gelişiminin bir safhasını da görmüş oluruz. Toplumda yaşanan hem iktisadi, hem kültürel hem de sosyal alanlarda meydana gelen değişimler, yani Osmanlı döneminden modern öncesi döneme doğru geçiş sosyal anlamda hayrete düşürücüdür. […] [Toplum] İslami bir topluluğun kavramlarına dayalı olduğunda farklı bir şekildeydi, oysa diğeri modern Avrupa toplumu tandaslarını taşıyordu, ki bu Kosova’da ağırlıklı olarak yıkım ile zuhur etmiştir. Bir hücrenin yıkımı, toplumsal ve şehirsel bir hücrenin.

Ajten Pllana

Öğretmen

[Priştine’de]Canımı en çok ne sıkardı biliyor musunuz? O zamanlarda kadınlar hepsi burada evlerde dimija [çityan] ya da kule [şalvar], kule derlerdi. Onlar da aynı dimija gibi, ama öyle geniş değil. Üsküp’te bizde kimse dimija giymiyordu. Şehirliler giymiyorlardı. Hatta köyden gelenler de giymiyorlardı, o benim canımı sıkıyordu işte. Genç kızlar, kızlar o zamanlarda pantolon giymezlerdi, ama dışarı da çıkmazlardı, ancak mahalleye çıkarlardı, evde hep o kule’lerle. Sinirimi çok bozuyorlardı, beni çok rahatsız ediyorlardı. ‘Ama hava çok sıcak, bunlar çok rahat’ diyorlardı’.

Şükrü Zeynullah

Eğitim emektarı

Çok şeyler olmiş ovakıt çok. Varimiştır ünli adamlarımız, varimiştır Tefik Raşit doktor. Tanıdık doktor imiştır. Varimiştır ondan eveli bir Cabir, Cabir hayduk, hırsız derdık. Halbuki o imiştır çok dürüst bi insan. Hem yanlış anlaşıli okadar. O yanlız giderdi en zenginlerden ustaca alırdi, bi çezesi varimiştır, ciderdi çalardi ne lazım fukaralara dagıdırdi. Bragırdi evınde, dagıdırdi. O hayduk imiştır, demek hırsız, lopov ama büyük insan imiştır. Bi hangi kahvehaneye, çaycinicaya cirırdi kolkardilar bittevi insanlar. O çok dürüst imiştır. […]

Birınci Dünya Harbi, ştorda. Şto vakıt [yaşamiştır]. Ve konuşulurdi daha cün bucün en dürüst hırsızlardan Priştine’de üle bi hırsız varimiştır. Dogru, yalan yok, insan imiştır yardım ederdi. Kendisi kalırdi aç varise hanci fukaraya cütürsün ekmek.

Shkëlzen Maliqi

Felsefeci

Dedim ki, ‘Var olmayan bir konuyu ortaya koymak için geldim: Bizans estetiği’. O da hemen sandalyeden atlayıp ‘Sana o yalnış bilgiyi kim verdi? Nasıl olur da var olmaz?’ dedi (gülüyor). ‘Pek iyi’ dedim ben de. ‘Bana bir..bir konsept hazırla’ dedi. Ben daha önceden de bir şeyleri okumaya başlamıştım. Taslağı getirdiğimde, benim gerçekleştirmek istediğim konuda bir-iki başka tez vardı sadece. Baktı ve ‘Ama sen kitap yazmak istiyormuşsun’ dedi (gülüyor). Ben de cevap veriyorum ‘Hayır, hayır sadece şunu…’ o da ‘Tamam, devam et!’ dedi.

[…] Ve bir şekilde bizantolog olmak, antik Yunanca’yı öğrenmek istiyordum. Orda bazı kurslarda eğitime başlamıştım ama o zamanlar artık 80’li yıllara giriyorduk, Yugoslavya’da durum değişti, dolayısıla benim durumum da… ‘78 yılında Belgrad’ta Filoloji Fakültesi’nde işe başlamıştım, Albanoloji bölümünde. Şimdi, biliyorsun yani, hepimizi politika biraz içine almaya başlamıştı ve bana da bu şeylerle ilgilenmek artık o kadar ilgi çekici gelmiyordu. Her zaman o bölümü tamamlamak, çalışmamı yayınlamak, biraz daha çalışma gibi fikirlerim canlı olmasına rağmen. Ancak 20 yıl sonra, yani 1999 yılında Arnavutça ilk basımı ‘Bizans Estetiği’ olarak yayımladım.

Salih Spahiu

Mimar

Kosovafilm yapısının kendisi benim için bir, kendi içinde bir teşvikti ve binayı nasıl kavramsallaştıracağım da zor bir işti çünkü birtakım özel işlevlere gereksinim duyulmaktaydı. Örneğin filmlerin senkronizasyonunun yapılabileceği akustik koşulları sağlayan ses odası gibi, sonra sinemalar da vardı, filmlerin saklandığı depo, ardından idari kısım ve halka açık kısım vardı. Bu fonksiyonları öyle bir şekilde tanzim ettim ki her birinin kendi bütünlüğü olabilsin…fakat, biri diğerine aynı zamanda organik bir şekilde de bağlanabilsin.

Kosovafilm’den Priştine şehri çok güzel görünür, bir de cephe renklerinde sarı toprakboya tonlarına doğru gittim, eğer hatırlarsanız Kodak’ın ürettiği filmlerin ambalajlarında vardı o tarz… Ve biraz da şeyle bağladım, yani cephe seçimini biraz da objenin mevkii ile bağladım.

Kamile Türbedar

Kuaför

Martifal. Sülerdi bi mani, ürterdık bi kırımzi şalle yüzüni, sokardi elıni o çüpe. Çüpte bütün cece cül altında tutardilar o çüpi. Herçez koyardi bişe; ne içın adamiş. E sora o kız, koyardık bi kırımzi şey [şal], çikarırdi o çüpten, tutardi elınde. Biçimse sülerdi bi māni. Sora o açardi, çimın o? O dey banım o. Demek şte māni sülerdilar. […] Hedırlez içın, bütün cece cül altına koyardık o şeyi [çüpi]. Herçez mahalleden koyardi birer bişe, yarındasi Martifal. Yapardık lokum, yerdilar. O büyük avlilar…başka idi atmosfera…Komşilar… Herbi mahallede yapardilar Martifal.

Şerafedin Süleyman

Politikacı

Çikti en ulice bu procedurayle. ‘Pe hapim mledhjen e srezit, a ka kush propozim për predsednik?’. Cah Arnavutçe cah Sırpçe (cüley). Kolkti Stanoja Aksić, o vakıt sekretar sredski kominitedın, kuvetli adam hem çok inanırdi cençlere verırdi ünlük cençlere. ‘Unë ne emrën krejtve, bazë nenit, filan filan, o praviloya [kanuna] cüre kemi propozim Şerafedin Süleyman, momentalisht osht në Prizren’. Bilmeylar velam çi colmişım birisi ‘Jo, jo këtu osht!’. ‘Le t’çohët’, kolkaym ayaga. Koridor dolli çok interesant var idi çim colacak. ‘A ka kush ndonjë  propozim tjetër?’  Nuk ka.’ ‘T’lutna kryetarin’. Çikaym yukari. Cenç bre, yigırmi seçiz-yigırmi dokuz yaşlarında. Cürmeym çimseyi aşarda. Basti karanlık. Ceçtım oturdum aldım o potsednigi [not defterıni]. Teşekkür ettım, bikaç süz Sırpçe, Arnavutçe.