Yanyeva bölgesinin tarihi kurşun ve gümüş rezervleri açısından zengin olan, bölgeye ekonomik kalkınma ve büyüme sağlamış olan Novo Bırdo ve Kopaonik’in madencilik geleneği ile bağlıdır. Kosova’daki Hırvat topluluğunun tarihi 12. yüzyıla dayanır. Madenlerin 16.yüzyıldan itibaren kapalı olmasına  rağmen, topluluk Yanyeva’da kalmak için anlam ve mantıklı nedenler bulmaya devam etmiştir. Bölgesel ticari merkezlere bağlı olan Yanyeva’nın mimarisi Osmanlı ve Avusturya-Macaristan evlerinin bir karışımından oluşmaktadır. Farklı topluluklarla sözlü tarih görüşmeleri yaparak Yanyeva bölgesinin kültürel ve ekonomik kimliklerini anlamayı ve daha yakından tanımayı amaçlıyoruz.

Yanova üzerine yapılan bu araştrma “Kapsayıcı Kültürel Mirasın Korunması tarafından Topluluklar Arası Diyalogun” bir parçasıdır. Proje Avrupa Birliği İstikrar ve Barışa Katkı Yapan Enstrümanı (IcSP) tarafından finanse edilmekte ve Kosova’da Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından uygulanmaktadır.

Olga Gucić

Öğretmen

Gerçekten de çok sosyalleşirdik, düğünler, vaftizler ve bize özel bir keyif veren her şeye katılırdık. Kendini bir kutlamadan diğer kutlamaya hazırlardın. Sokaklar her zaman temizdi, herkes her Cumartesi günü evlerinin önünü temizlerdi. Bilmiyorum, şarkı söylerdik. Her pazar, Yanova – Glama’nın üstündeki bir tepe olan yerde korzomuz vardı. Öğleden sonra, sadece gençler orada takılırdı. Ayrıca bunun için  St. Georges ta vardı, bazı çok özel kutlama hazırlıklarını orda yaptık. St. Georges gecesinde genellikle nişanlı olan kız, rifana, bütün arkadaşlarını ve ailesini davet ederdi.

Omer Škrijelj

Doktor

Size o zamandan bir hikaye anlatayım. Arka arkaya kamyonlar geçti, oradan, orada kalmaya karar veren güçlü bir Hırvat topluluğunun yakınında bir yerde. Buradan yaklaşık iki yüz metre uzakta postaneye kadar sıraya dizildiler ve bu kamyonlara yüklendiler. Bu kitlesel bir göçtü, Yanyeva’lılar için bunları unutmak zor. Şimdi, yaşlı bir kadın, gerçek bir sağlık sorunu olmadığı halde,  bir check-up için geliyor.

Ben de ona, ‘Nineciğim, şikayetin nedir, neren acıyor?’ diyorum, ‘Kamyonlar acıyor.’ diyor. ‘Hepimizin acıyor.’ diyorum. Bu teşhis de vardı işte, ‘Kamyonlar acıyor.’ Asıl acı veren şey, akşamları onlarla birlikte oturup, bir şeyler içmek ve takılmak ve ertesi gün gitmiş olmalarıydı. Çünkü kararlar neredeyse bir gecede verildi. İlk önce, ‘Gitmiyoruz, ihtiyacımız yok’ diyorlardı. Sonra bir gecede bir şeyler oluyor, muhtemelen bir komşu gidiyor, sonra bir başkası. Sonra da “Ben neden kalayım, ben de gideceğim.’ diyorlar ve böylece…